23 Kayıt Bulundu.
Bize Abdullah b. Salim, ona İbrahim b. Yusuf, ona babası, ona da Ebu İshak, Bera'nın şöyle dediğini rivayet etti: "Medine'ye geldiği ilk günlerde Ebu Bekir'le evine girdim. Kızı Aişe, sıtmaya yakalanmış ağrılar içinde yatıyor. Ebu Bekir, hemen yanına varıp nasılsın kızım? deyip onu yanağından öptü."
Bize Ebu Nuaym, ona Züheyr, ona Ebu İshak es-Sebi'î, ona Abdurrahman b. Esved en-Nehaî, ona babası (Esved b. Yezid), ona da Abdullah şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (sav) tuvalete gitti ve bana kendisine üç taş getirmemi emretti. Ben iki taş buldum. Üçüncü taşı aradım, fakat onu bulamadım. Bunun için bir de hayvan dışkısı alıp bunları Hz. Peygamber'e (sav) getirdim. Peygamber (sav) iki taşı aldı, hayvan dışkısını attı (ve) "Bu, pistir" buyurdu.
Bize Abdullah b. Ebu Şeybe, ona Cafer b. Avn, ona Süfyân, ona Ebu İshak, ona Amr b. Meymûn, ona da Abdullah (b. Mesud) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (sav) Kabe'nin gölgesinde namaz kılardı. (O arada) Mekke'nin kırsalında deve kesilmişti. Ebu Cehil ve Kureyş'ten insanlar birilerini gönderip (kesilen devenin) derisini getirttiler ve onu Hz. Peygamber'in (sav) üzerine attılar. Fatıma gelip Nebî'nin üzerinden onu kaldırdı. Hz. Peygamber (sav) de "Allah'ım! Kureyş'i sana havale ediyorum! Allah'ım! Kureyş'i sana havale ediyorum! Allah'ım! Kureyş'i sana havale ediyorum! Ebu Cehil b. Hişâm'ı, Utbe b. Rabî'a'yı, Şeybe b. Rabî'a'yı, Velid b. Utbe'yi, Übey b. Halef'i ve Ukbe b. Ebu Mu'ayt'ı sana havale ediyorum" buyurdu. Onların hepsini Bedir kuyusunda öldürülmüş olarak gördüm. Ebu İshak der ki: Yedinci ismi unuttum. Yusuf b. İshak, Ebu İshak'tan naklen "Ümeyye b. Halef" ifadesini zikretmiştir. Şu'be de "Ümeyye" ya da "Übey" demiştir. Doğrusu "Ümeyye"'dir.
Açıklama: Rivayet muallaktır; Buhari ile Yusuf b. İshak arasında inkıta vardır.
Berâ der ki: Ben Ebu Bekir ile birlikte onun ailesinin yanına girdim. Bir de gördüm ki kızı Âişe ateşli bir hastalıktan dolayı yatıyordu. Babasını, kızını yanağından öpüp “nasılsın ey kızcağızım?” diye hatır sorarken gördüm.
Bize Ahmed b. Osman, ona Şurayh b. Mesleme, ona İbrahim b. Yusuf, ona ona babası (Yusuf b. İshak), ona Ebu İshak, ona da Berâ şöyle demiştir: Ebu Bekir, Âzib'den bir semer satın aldı, ben de semeri onunla birlikte evine taşıdım. Bu sırada Âzib, Ebu Bekir'e, Rasulullah'ın yolculuğunu sordu. Ebu Bekir de şöyle dedi: Bizi gözetlemek için gözcüler tutuldu. Biz geceleyin çıkıp gece ve gündüz hızlıca yol aldık. Nihayet güneş gün ortasına gelip zeval vakti olunca gözümüze, birazcık gölgesi olan büyük bir kaya çarptı, onun dibine vardık. Ben Rasulullah (sav) için beraberimde bulunan bir postu yere serdim. Sonra Peygamber (sav) onun üzerine yattı. Ben de etrafı kolaçan etmek üzere gittim. Bu sırada, tıpkı bizim gibi kayanın gölgesinden faydalanmak isteyerek, sürüsü ile kayanın dibine doğru gelmekte olan bir çobanla karşılaştım. Çobana “Sen kimin çobanısın delikanlı?” diye sordum, “filancanın çobanıyım” dedi. Ona “koyunlarında süt var mı?” dedim, “evet var” dedi. Ona “süt sağar mısın?” dedim, “evet sağarım” dedi ve sürüsünden bir koyun tuttu. Ben ona “memesi üzerindeki kıl, toprak ve pislikleri silkele” dedim. Çoban biraz süt sağdı. Benim yanımda da Rasulullah'a su içirdiğim, deriden, ağzı üzerinde bir bez parçası bulunan bir su kabı vardı. Kabın altı soğusun diye üzerine biraz su döktüm, sonra Peygamber'e (sav) getirdim ve “buyur iç” dedim. Rasulullah (sav) ben razı oluncaya kadar içti. Sonra bizi arayanlar peşimizde iken biz oradan hareket edip yola koyulduk.