120 Kayıt Bulundu.
Bize Ebû Muhammed el-Hasan b. Ali b. el-Müemmil el-Mâsercisî, ona Ebû Osman Amr b. Abdullah el-Basrî, ona Ebû Ahmed Muhammed b. Abdülvehhâb, ona Ya'lâ b. Ubeyd, ona el-A'meş, ona İbrahim, ona da Hemmâm şöyle rivâyet etti: "Huzeyfe'nin yanında oturuyordum, bir adam geldi. Oradakiler, 'Bu adam konuşulanları Sultan'a götürüyor' dediler. Huzeyfe (ra), Rasûlullah'ın (sav) şöyle buyurduğunu işittim, dedi: "Koğucu cennete giremez." el-A'meş şöyle dedi: "Hadisteki kattât kelimesi nemmâm (koğucu, laf taşıyan) demektir." Bu rivâyeti Müslim Sahîh'inde başka bir vecihle el-A'meş'ten, ayrıca her iki rivâyeti de Mansur vasıtasıyla İbrahim'den tahric etti.
Açıklama: Kattât ve nemmâm kelimeleri aynı manaya gelir, insanların konuşmalarına kulak kabartan ve sonra da duyduğu sözleri başkalarına nakleden insan demektir. Bundan maksat da insanların arasını bozmak, düşmanlık yaratmaktır. “Cennete giremez” ifâdesi, hiç cennete giremeyecek anlamına gelmez. Çünkü laf taşımak, insanı cennetten ebediyen mahrum edecek bir günah değildir. Zaten şirk dışında hiçbir günah insanı cennetten ebediyen mahrum etmez. Dolayısıyla bu cümle, ya işlenen günahın büyüklüğünü göstermek anlamında bir tehdit ifâdesidir, yahut hesapsız cennete giremez, veyahut da ilk girenlerle birlikte cennete giremez demektir.
Bize Muhammed b. Abdullah el-Hâfız, ona Ebû Bekir İsmail b. Muhammed ed-Darîr Rey şehrinde, ona Muhammed b. el-Ferec, ona Ubeydullah b. Musa, ona el-A'meş (T), Bize Ahmed b. Cafer, ona Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, ona babası Ahmed b. Hanbel, ona Vekî, ona el-A'meş, ona Zeyd b. Vehb, ona Abdurrahman b. Abdirabbilka'be, rivayet ettiğine göre Abdullah b. Amr şöyle demiştir: Onunla birlikte Kabe'nin gölgesinde oturuyordum. İnsanlara hadisler naklediyor ve şöyle diyordu: Rasullullah (sav) ile birlikte bir seferdeydik. Bir yerde konakladık. Bazılarımız çadır kuruyor, bazılarımız hayvanları ile uğraşıyor, bazılarımız ok talimi yapıyordu. Bu arada Rasulullah'ın davetçisi insanları namaza çağırdı. Ben de hemen oraya vardım. Rasulullah (sav) insanlara hutbe veriyor ve şöyle diyordu: "Ey İnsanlar! Benden önceki her peygambere ümmetini hayır bildiğine yöneltmesi ve kötü bildiğinden de uyarması bir haktır. Bu ümmetin afiyet ve esenliği ilk kısmındadır. Sonunu ise büyük bir bela ve birbirini takip eden fitneler takip edecektir. Mümin "işte bunda helak olurum" diyecek o bela dağılacak bir başkası gelecektir. Bu böyle devam edip gidecektir. Her kim cehennemden kurtulmak ve cennete girmek isterse Allah'a ve âhiret gününe iman ettiği halde can versin. İnsanlara kendisine vermeleri istediği şeyi versin. Bir imama biat eden, ona elini ve kalbinin meyvesini veren kişi yapabilirse ona itaat etsin." Bir defasında da şöyle buyurdu: "Yapabildiği sürece ona itaat etsin." Şöyle söylediğini de zannetmekteyim: "Eğer biri gelir de imama karşı çıkarsa onun boynunu vursun". Abdullah b. Amr'dan bunları duyduğum zaman başımı ayaklarımın arasına aldım ve şöyle dedim: "Amcanın oğlu Muaviye şimdi bize birbirimizi öldürmemizi, mallarımızı aramızda batıl ile yememizi emrediyor. Halbuki Allah (ac) "Kendinizi öldürmeyin", "Mallarınızı aranızda batıl ile yemeyin" buyuruyor. Elini alına koydu, başını eğdi ve ardından başını kaldırıp şöyle dedi: "Allah'a itaat ettiği konuda ona itaat et, Allah'a isyan konusunda ona isyan et." Ona şöyle dedim: "Bunu sen Allah Resulünden (sav) duydun mu?" "Evet, bu iki kulağım duydu ve kalbim onu iyice kavradı" diye cevap verdi. Vekî'in hadisinin lafzını Müslim Sahîh'inde, Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ve başkaları da Vekî'den rivayet etmişlerdir.
Açıklama: Hadis sahihtir. Şerîk her ne kadar hafızası kötü de olsa mütâbi'dir.
Açıklama: İsnadı zayıftır. Yezid b. Harun, Cüreyrî'den ihtilattan sonra hadis işitmiştir. Geriye kalan ricâl sikadır.
Açıklama: Hasen li ğayrihi'dir. Ancak "و لا مكذب بقدر" ifadesi bunun dışındadır.