Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemiş başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
54685, KK7/89
Hadis:
قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَن نَّعُودَ فِيهَا إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ
Tercemesi:
Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemiş başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Kur'an, Kur'an-ı Kerim, A'râf 7/89, /
Senetler:
()
Konular:
Allah İnancı, adaleti
Allah İnancı, Allah'ın ilmi, ilm-i ezeli
Allah İnancı, kıyamet günü hükümranlığı
Dua, Allah'ı yardıma çağırmak
İman, Esasları: Kader, Allah'ın dilemesi/meşîet
Kavramlar, hak
Kulluk, Allah'ı hakem kabul etmek
Önceki Ümmetler, Medyen Halkı
Peygamberler, Hz. Şuayb
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Açıklama: الْوَاهِنَةِ - omuzdan kola doğru daha çok pazu kısmında erkeklerde görülebilen bir ağrı [kas ağrısı]
Pazubent, ağrı sızı kesmesi ve ya güç vermesi için takılmaktadır. bk. (ﺑﺎﺯﻭﺑﻨﺪ) i. (Fars. bāzū “kol” ve bend “bağ” ile bend-i bāzū > bāzū-bend’den) Kuvvet vermesi için yâhut süs olarak takılan, içinde muska veya yazılı bir sûre bulunan kol bağı, kolçak:
Öneri Formu
Hadis Id, No:
67680, HM020242
Hadis:
حَدَّثَنَا خَلَفُ بْنُ الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا الْمُبَارَكُ عَنِ الْحَسَنِ قَالَ أَخْبَرَنِي عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ
أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْصَرَ عَلَى عَضُدِ رَجُلٍ حَلْقَةً أُرَاهُ قَالَ مِنْ صُفْرٍ فَقَالَ وَيْحَكَ مَا هَذِهِ قَالَ مِنْ الْوَاهِنَةِ قَالَ أَمَا إِنَّهَا لَا تَزِيدُكَ إِلَّا وَهْنًا انْبِذْهَا عَنْكَ فَإِنَّكَ لَوْ مِتَّ وَهِيَ عَلَيْكَ مَا أَفْلَحْتَ أَبَدًا
Tercemesi:
Bize Halef b. Velid, ona Mübarek, ona Hasan, ona da İmran b. Husayn şöyle rivayet etmiştir:
Peygamber (sav) pazusuna gümüş/sarı renkli bir madenden yapılmış bir Pazubent/bileklik takmış olduğunu gördü. Bunun üzerine "yazıklar olsun bu da nedir?", dedi. Adam, pazudaki bir ağrıdan (vâhine) dolayı dedi. Peygamber (sav), "dikkat et. O senin acı ve hastalığını arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Onu çıkar, at. Eğer o senin üzerinde iken ölürsen, asla kurtulamazsın [felah bulmazsın]." dedi.
Açıklama:
الْوَاهِنَةِ - omuzdan kola doğru daha çok pazu kısmında erkeklerde görülebilen bir ağrı [kas ağrısı]
Pazubent, ağrı sızı kesmesi ve ya güç vermesi için takılmaktadır. bk. (ﺑﺎﺯﻭﺑﻨﺪ) i. (Fars. bāzū “kol” ve bend “bağ” ile bend-i bāzū > bāzū-bend’den) Kuvvet vermesi için yâhut süs olarak takılan, içinde muska veya yazılı bir sûre bulunan kol bağı, kolçak:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Ahmed b. Hanbel, Müsned-i Ahmed, İmran b. Husayn 20242, 6/6
Senetler:
1. Ebu Nüceyd İmran b. Husayn el-Ezdî (İmran b. Husayn b. Ubeyd b. Halef b. Abdünühüm)
2. Ebu Said Hasan el-Basrî (Hasan b. Yesâr)
3. Mübarek b. Fedâle el-Kuraşî (Mübarek b. Feâale b. Abdurrahman b. Kenane)
4. Halef b. Velid el-Cevheri (Halef b. Velid)
Konular:
Oruç Olgusu
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Öneri Formu
Hadis Id, No:
67685, HM020244
Hadis:
وَأَيُّوبَ وَهِشَامٍ وَحَبِيبٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Tercemesi:
Eyyüb ve Hişam ve Habib, onlara Muhammed b. Sirin, ona İmran b. Husayn (ra) Peygamber'den (sav) rivayet etti.
Açıklama:
Müslim'in şartlarına göre sahihtir.
Yazar, Kitap, Bölüm:
Ahmed b. Hanbel, Müsned-i Ahmed, İmran b. Husayn 20244, 6/720
Senetler:
1. Ebu Nüceyd İmran b. Husayn el-Ezdî (İmran b. Husayn b. Ubeyd b. Halef b. Abdünühüm)
2. Ebu Bekir Muhammed b. Sirin el-Ensarî (Muhammed b. Sirin)
3. Habib b. Şehid el-Ezdî (Habib b. eş-Şehid)
3. Ebu Abdullah Hişam b. Hassan el-Ezdi (Hişam b. Hassan)
3. Eyyüb es-Sahtiyânî (Eyyüb b. Keysân)
Konular:
Oruç Olgusu
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Öneri Formu
Hadis Id, No:
58731, KK67/29
Hadis:
قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Tercemesi:
De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Kur'an, Kur'an-ı Kerim, Mülk 67/29, /
Senetler:
()
Konular:
Allah İnancı, varlığı ve birliği
İman, Esasları, Ahirete iman
KTB, İMAN
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Öneri Formu
Hadis Id, No:
67683, HM020243
Hadis:
حَدَّثَنَا عَفَّانُ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ عَطَاءٍ الْخُرَاسَانِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Tercemesi:
Bize Affan, ona Hammad b. Seleme, ona Atâ el-Horâsânî, ona Said b. Müseyyeb Peygamber'den (sav) rivayet etti.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Ahmed b. Hanbel, Müsned-i Ahmed, İmran b. Husayn 20243, 6/720
Senetler:
0. Mürsel (Mürsel)
1. Said b. Müseyyeb el-Kuraşî (Said b. Müseyyeb b. Hazn b. Ebu Vehb)
2. Ata b. Ebu Müslim el-Horasanî (Ata b. Abdullah)
3. Ebu Seleme Hammad b. Seleme el-Basrî (Hammad b. Seleme b. Dînar)
4. Ebu Osman Affân b. Müslim el-Bahilî (Affân b. Müslim b. Abdullah)
Konular:
Oruç Olgusu
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Bize Abdurrezzâk, ona Ma'mer, ona Katâde, ona Hasan (el-Basrî), ona İmrân b. Husayn, ona da İbn Mes'ûd şöyle demiştir:
"Bir gece Rasulullah’ın (sav) yanında çokça konuştuk. Sonra sabah olunca Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: Bu gece bana peygamberler ümmetleriyle birlikte gösterildi. Bir peygamber geçti yanında üç kişi vardı, bir başka peygamber geçti yanında küçük bir topluluk vardı, bir peygamber geçti yanında birkaç kişi vardı ve bir peygamber de geçti ki onunla beraber hiç kimse yoktu. Nihayet, yanında İsrail oğullarından kalabalık bir topluluk ile Mûsâ (as) önümden geçti. Bu kalabalık hoşuma gitti ve 'Bunlar kimdir?' diye sordum. Bana 'Bu senin kardeşin Mûsâ’dır, yanındaki de İsrail oğullarıdır' denildi. Ben 'Peki, benim ümmetim nerede?' diye sordum, bana 'Sağına bak' denildi. Baktım ki dağ yamaçları adam yüzleriyle dolmuş. Sonra 'Soluna bak' denildi. Baktım ki ufuk insan yüzleriyle dolmuş. Bana 'Razı oldun mu?' denildi. Ben de 'Razı oldum Rabbim, razı oldum Rabbim!' dedim. Bunun üzerine bana 'Bunların yanında yetmiş bin kişi vardır ki hiçbir hesaba çekilmeden cennete girecekler' denildi. Rasulullah (sav) devamla 'Babam da annem size feda olsun! Eğer gücünüz yeterse o yetmiş bin kişi arasında olmaya çalışın. Eğer buna güç yetiremezseniz, dağ yamaçlarını dolduranlar arasında olun. Buna da güç yetiremezseniz ufku dolduranlar arasında olun. Çünkü orada birtakım insanların kalabalık hâlde itiştiklerini gördüm' buyurdu. Bunun üzerine Ukâşe b. Mihsan kalktı ve 'Ey Allah’ın Rasulü, Allah’a dua et de beni o yetmiş bin kişiden kılsın' dedi. Rasulullah (sav) onun için dua etti. Sonra başka bir adam kalktı ve 'Ey Allah’ın Rasulü, Allah’a dua et de beni de onlardan kılsın' dedi. Rasulullah (sav) 'Bu konuda seni Ukâşe geçti' buyurdu. Sonra kendi aramızda konuştuk ve 'Sizce bu yetmiş bin kimlerdir? Herhalde bunlar İslam’da doğup büyüyen, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerdir' dedik. Bu sözümüz Rasulullah’a (sav) ulaşınca 'Onlar; dağlama yaptırmayan, rukye talep etmeyen, uğursuzluk vehmine kapılmayan ve yalnızca Rablerine tevekkül eden kimselerdir' buyurdu."
Açıklama: Rukye okuyup üfleyerek şifa ummaktır. Bu hadisin son kısmında tedavi için kullanılan şeylerin doğrudan etki sahibi değil, vasıta olduğuna işaret vardır. Hastalığı da, musibeti de, uğursuzluğu da asıl yaratan Allah'tır. Mümin tedavi olurken asıl şifayı Allah'tan bekler ve ona tevekkül eder. Yoksa kasıt tedaviyi reddetmek değildir.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
87537, MA019519
Hadis:
أخبرنا عبد الرزاق، عَنْ مَعْمَرٍ، عَن قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ الْحُصَيْنِ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: أَكْثَرْنَا الْحَدِيثَ عِنْدَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ لَيْلَةٍ، ثُمَّ غَدَوْنَا، فَقَالَ: عُرِضَتْ عَلَيَّ الأَنْبِيَاءُ اللَّيْلَةَ بِأُمَمِهَا، فَجَعَلَ النَّبِيُّ يَمُرُّ وَمَعَهُ الثَّلاَثَةُ، وَالنَّبِيُّ وَمَعَهُ الْعِصَابَةُ، وَالنَّبِيُّ وَمَعَهُ النَّفَرُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، حَتَّى مَرَّ عَلَيَّ مُوسَى، وَمَعَهُ كَبْكَبَةٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَأَعْجَبُونِي، فَقُلْتُ: مَنْ هَؤُلاَءِ؟ فَقِيلَ: هَذَا أَخُوكَ مُوسَى، وَمَعَهُ بَنُو إِسْرَائِيلَ، قَالَ: قُلْتُ: فَأَيْنَ أُمَّتِي؟ قَالَ: فَقِيلَ: انْظُرْ عَن يَمِينِكَ، فَنَظَرْتُ، فَإِذَا الظِّرَابُ قَدْ سُدَّ بِوُجُوهِ الرِّجَالِ، ثُمَّ قِيلَ لِي: انْظُرْ عَن يَسَارِكَ، فَنَظَرْتُ، فَإِذَا الأُفُقُ قَدْ سُدَّ بِوُجُوهِ الرِّجَالِ، فَقِيلَ لِي: أَرَضِيتَ؟ فَقُلْتُ: رَضِيتُ يَا رَبِّ، رَضِيتُ يَا رَبِّ، قَالَ: فَقِيلَ لِي: مَعَ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ، قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: فِدَاكُمْ أَبِي وَأُمِّي إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَكُونُوا مِنَ السَّبْعِينَ أَلْفًا فَافْعَلُوا، فَإِنْ قَصَّرْتُمْ، فَكُونُوا مِنْ أَهْلِ الظِّرَابِ، فَإِنْ قَصَّرْتُمْ فَكُونُوا مِنْ أَهْلِ الأُفْقِ، فَإِنِّي رَأَيْتُ ثَمَّ نَاسًا يَتَهَاوَشُونَ، قَالَ: فَقَامَ عُكَّاشَةُ بن مِحْصَنٍ الأَسَدِيُّ فَقَالَ: ادْعُ اللهَ لِي يَا رَسُولَ اللهِ، أَنْ يَجْعَلَنِي مِنَ السَّبْعِينَ، قَالَ: فَدَعَا لَهُ، قَالَ: فَقَامَ رَجُلٌ آخَرُ، فَقَالَ: ادْعُ اللهَ لِي يَا رَسُولَ اللهِ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ، قَالَ: قَدْ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ، قَالَ: ثُمَّ تَحَدَّثْنَا، فَقُلْنَا: مَنْ تَرَوْنَ هَؤُلاَءِ السَّبْعِينَ الأَلْفِ، قَوْمٌ وُلِدُوا فِي الإِسْلاَمِ لَمْ يُشْرِكُوا باللهِ شَيْئًا، حَتَّى مَاتُوا، فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: هُمُ الَّذِينَ لاَ يَكْتَوُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ.
Tercemesi:
Bize Abdurrezzâk, ona Ma'mer, ona Katâde, ona Hasan (el-Basrî), ona İmrân b. Husayn, ona da İbn Mes'ûd şöyle demiştir:
"Bir gece Rasulullah’ın (sav) yanında çokça konuştuk. Sonra sabah olunca Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: Bu gece bana peygamberler ümmetleriyle birlikte gösterildi. Bir peygamber geçti yanında üç kişi vardı, bir başka peygamber geçti yanında küçük bir topluluk vardı, bir peygamber geçti yanında birkaç kişi vardı ve bir peygamber de geçti ki onunla beraber hiç kimse yoktu. Nihayet, yanında İsrail oğullarından kalabalık bir topluluk ile Mûsâ (as) önümden geçti. Bu kalabalık hoşuma gitti ve 'Bunlar kimdir?' diye sordum. Bana 'Bu senin kardeşin Mûsâ’dır, yanındaki de İsrail oğullarıdır' denildi. Ben 'Peki, benim ümmetim nerede?' diye sordum, bana 'Sağına bak' denildi. Baktım ki dağ yamaçları adam yüzleriyle dolmuş. Sonra 'Soluna bak' denildi. Baktım ki ufuk insan yüzleriyle dolmuş. Bana 'Razı oldun mu?' denildi. Ben de 'Razı oldum Rabbim, razı oldum Rabbim!' dedim. Bunun üzerine bana 'Bunların yanında yetmiş bin kişi vardır ki hiçbir hesaba çekilmeden cennete girecekler' denildi. Rasulullah (sav) devamla 'Babam da annem size feda olsun! Eğer gücünüz yeterse o yetmiş bin kişi arasında olmaya çalışın. Eğer buna güç yetiremezseniz, dağ yamaçlarını dolduranlar arasında olun. Buna da güç yetiremezseniz ufku dolduranlar arasında olun. Çünkü orada birtakım insanların kalabalık hâlde itiştiklerini gördüm' buyurdu. Bunun üzerine Ukâşe b. Mihsan kalktı ve 'Ey Allah’ın Rasulü, Allah’a dua et de beni o yetmiş bin kişiden kılsın' dedi. Rasulullah (sav) onun için dua etti. Sonra başka bir adam kalktı ve 'Ey Allah’ın Rasulü, Allah’a dua et de beni de onlardan kılsın' dedi. Rasulullah (sav) 'Bu konuda seni Ukâşe geçti' buyurdu. Sonra kendi aramızda konuştuk ve 'Sizce bu yetmiş bin kimlerdir? Herhalde bunlar İslam’da doğup büyüyen, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerdir' dedik. Bu sözümüz Rasulullah’a (sav) ulaşınca 'Onlar; dağlama yaptırmayan, rukye talep etmeyen, uğursuzluk vehmine kapılmayan ve yalnızca Rablerine tevekkül eden kimselerdir' buyurdu."
Açıklama:
Rukye okuyup üfleyerek şifa ummaktır. Bu hadisin son kısmında tedavi için kullanılan şeylerin doğrudan etki sahibi değil, vasıta olduğuna işaret vardır. Hastalığı da, musibeti de, uğursuzluğu da asıl yaratan Allah'tır. Mümin tedavi olurken asıl şifayı Allah'tan bekler ve ona tevekkül eder. Yoksa kasıt tedaviyi reddetmek değildir.
Yazar, Kitap, Bölüm:
Abdürrezzak b. Hemmam, Musannef, Câmi' 19519, 10/408
Senetler:
()
Konular:
Tedavi, şekilleri, dağlamak,
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Uğur-uğursuzluk
Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz" (Şuayb): İstemesek de mi? dedi.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
54683, KK7/88
Hadis:
قَالَ الْمَلأُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِن قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَكَ مِن قَرْيَتِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَارِهِينَ
Tercemesi:
Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz" (Şuayb): İstemesek de mi? dedi.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Kur'an, Kur'an-ı Kerim, A'râf 7/88, /
Senetler:
()
Konular:
Önceki Ümmetler, Medyen Halkı
Peygamberler, Hz. Şuayb
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette "Allah'tır" derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
57709, KK39/38
Hadis:
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ
Tercemesi:
Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette "Allah'tır" derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Kur'an, Kur'an-ı Kerim, Zümer 39/38, /
Senetler:
()
Konular:
Allah İnancı, varlığı ve birliği
Müslüman, Tevekkül ve İsyan
Müşrikler, Allah'ın yüce yaratıcı olduğunu kabul ederler
Put, putperestlik
Şirk, Şirk- Müşrik
Tevekkül, Allah'a tevekkül etmek
Tevhid, İslam inancı
Yaratılış, Âlemin Yaratılışı