6745 Kayıt Bulundu.
Bize Abdülaziz b. es-Serî en-Nâkid ona Bişr b. Mansur, ona Abdurrahman b. İshak, ona ez-Zührî, ona Saîd b. el-Müseyyeb, ona da Attab b. Üseyd (ra) şöyle demiştir: "Rasulullah (sav), hurmanın ağaç üzerinde tahmin edilip zekâtı kuru hurma olarak alındığı gibi, üzümün de ağaç üzerinde tahmin edilip, zekâtının kuru üzüm olarak alınmasını emretti."
Bize İbrahim b. Musa, ona İsa, ona Zekeriyya, ona Ebu İshak, ona Asım, ona da Hz. Ali'nin (ra) rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ey ehl-i Kur'an; vitir namazını kılınız, çünkü Allah tektir, dolayısıyla (tek olan) vitri sever."
Açıklama: Vitir kelimesi, bir, tek anlamına gelir. Vitir namazı da rekât sayısı itibariyle tek olan bir namazdır. Hadisteki “Vitri kılın!” emrini Ebu Hanife, vücûba hamleder. Diğer mezhep imamları ile İmâmeyn ise vitri, sünnetten daha güçlü bir müekked sünnet sayarlar. Kültürümüzde Hadisler projesini ilgilendiren kısım: إِنَّ اللَّهَ وِتْرٌ يُحِبُّ الْوِتْرَ
Bize Şucâ' b. Mahled, ona Hüşeym, ona Yunus b. Ubeyd, ona el-Hasan'ın rivayet ettiğine göre; "Ömer b. el-Hattab insanları, Übey b. Kâ'b'ın imamlığında topladı, Übey onlara (Ramazanın) yirmi gecesinde teravih kıldırıyor, sadece son yarısında kunut yaptırıyordu. Son on günde ise (mescitten) ayrılıp evinde namaz kılıyordu. İnsanlar da Übey kaçtı diyorlardı." [Ebû Davud der ki: Bu, (teravih namazındaki) kunut konusunda zikredilenlerin önemli olmadığını gösterir. Bu iki hadis, Übey'in Rasulullah (sav) vitirde kunut yaptı şeklinde rivayet edilen Übey hadisinin zayıf olduğuna delâlet eder.]
Açıklama: Ebû Davud’un ifadesinden anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber’in kunut yaptığı rivayeti zayıftır, delil olmaya elverişli değildir. Eğer uygun olsaydı, Übey, sadece son Ramazanın kısmında değil, her gece kunut yapardı. Zaten Hadis munkatıdır. Çünkü Hasan-ı Basrî, Hz. Ömer’e yetişmemiştir.
Bize Hafs b. Ömer, ona Şube, ona Alkame b. Mersed, ona Sa'd b. Ubeyde, ona Ebu Abdurrahman, ona da Hz. Osman Rasul-i Ekrem'den (sav) şöyle rivayet etmiştir: "Sizin en hayırlınız Kur'an-ı öğrenen ve öğretenlerinizdir."
Açıklama: Kültürümüzde Hadisler projesini ilgilendiren kısım: خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ
Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî, ona Hemmâm b. Yahya, ona Katade, ona Yahya b. Ya'mer, ona Süleyman b. Surad el-Huzâ'î, ona da Übey b. Ka'b (ra), Rasulullah'ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ya Übey! Bana Kur'an okutuldu ve bir harf üzere mi yoksa iki harf üzere mi? (okumak istediğim) soruldu? Benimle birlikte olan melek: İki harf üzere diye söyle! dedi. Ben de: İki harf üzere dedim. Bu sefer: İki harf üzere mi yoksa üç harf üzere mi? denildi. Yanımdaki melek yine; Üç harf üzere de! diye söyledi. Ben de Üç harf üzere dedim. Bu hâl, yedi harfe ulaşıncaya kadar devam etti. Rasulullah (sav) sonra şöyle buyurdu: Bunların her biri kâfî ve şâfîdir. Bir azap ayetini rahmet ayetine yahut rahmet ayetini azap ayetine çevirmedikçe, Âzîz ve hhakîmdir yerine Semî ve Alîmdir desen de olur."
Açıklama: "Yedi harf" konusunda farklı görüşler vardır. Bunların en meşhur olanı, Kur'an-ı Kerim’in yedi lehçe ile nazil olduğudur. Bunlar da Kureyş, Hevâzin, Sakîf, Tay, Yemen, Hüzeyl ve Temim lehçeleridir. Bu konuda iki hususa özellikle işaret etmek gerekir. Birincisi, Kur'an'ın bütün kelimelerinde yedi ayrı okunuş vâki değildir. Bu husus, ancak bazı kelimeler için vâriddir. Her kelimenin mutlaka yedi vecihde okunması da şart değildir. İki, üç veya dört olabilir. İkinci husus da kelimelerin farklı telaffuzu asla mana farklılığına yol açmamalı, müspeti menfiye, rahmeti azaba çevirmemelidir. Lafızlar; “helümme-teâl; kuûd-culûs” gibi müterâdif olmalıdır. Sonra bu lafız değişikliği de asla keyfi olmamalı, mutlaka Hz. Peygamber ve ashabından duyulmuş olmalıdır. Bu durumda bu mesele, Rasulullah'ın (sav) vefatı ile kapanmış demektir. Kur'an'ın yedi harf üzere nazil olmasının en önemli faydası da kolaylıktır. Çünkü İslâm, cahil, okuma-yazma bilmeyen bir kavme gönderilmiştir. Çeşitli kabile fertlerinin, kendi lehçelerinden başka bir lügatle Kur'an öğrenmeleri hayli zordu. İşte bu zorluğu izâle etmek ve ümmete kolaylık göstermek için yedi harf meşru kılınmıştır.
Bize Müsedded, ona Yahya, ona Süfyan, ona Amr b. Mürre önceki hadisle aynı mana ve isnâdla şunu da ilave etmiştir: "Bana hidâyeti yolunu kolaylaştır." Bu cümleyi söylerken "hüdâye" kelimesini değil, "el-hüdâ" kelimesini kullandı. Ebu Davud şöyle demiştir: Süfyan, Amr b. Murra'dan sema' yoluyla hadis rivayet etmiştir. (Muhaddisler) bu hadislerin sayısının on sekiz olduğunu söylemişlerdir.
Bize Müslim b. İbrahim, ona Şube, ona Asım el-Ahvel, ona Halid el-Hazzâ, ona Abdullah b. Haris, ona da Hz. Aişe'nin (r.anha) haber verdiğine göre, Rasulullah (sav) namazda selam verince şunları söylerdi: "Ey Allah'ım! Selam sensin, selamet sadece senden gelir. Ey celâl ve ikram sahibi olan Allah'ım, sen çok yücesin, çok ikram sahibisin." [Ebû Davud dedi ki: Süfyan, Amr b. Mürre'den sema yoluyla hadis almış, ulema bu hadislerin sayısı on sekizdir dediler.]