Meşhur ismi
Adı
Derecesi
Güvenirliliği
Doğum Yılı
Vefat Yılı
Yaşadığı
Yerler
Rivayetleri
Etbau'-Tabiîn
107 - 198
Mekke, Kufe, Yemen
1. Sıra (12)
2. Sıra (15)
3. Sıra (470)
4. Sıra (2560)
5. Sıra (662)
6. Sıra (59)
7. Sıra (7)
Süfyan b. Uyeyne:
Mekke'nin ileri gelen hadis alimlerindendir; 107/725 yılında Kufe'de doğmuştur. İbn İmran b. Meynûn el-Kûfî ve Ebu Muhammed künyesiyle tanındı. Babası Uyeyne, Emevîlerin Irak valisi Hâlid b. Abdullah el-Kasrî’nin çalışanlarından biridir. Hâlid, Irak valiliğinden azledilince adamları dönemin yöneticileri tarafından takibe alındı. Bundan dolayı Uyeyne, ailesini yanına alarak Mekke'ye gitti ve oraya yerleşti. Arap asıllı olmayan babası burada tutunabilmek için Benî Hilâl b. Âmir b. Saʻsaʻa’dan Benî Abdullah b. Rüveybe ile anlaşarak onun mevlâsı oldu. Mekke'ye geliş tarihleri kaynaklarda yer almasa da Süfyan'ın, 116 yılında hacca gitmesi ve erken yaşta buradaki alimlerden ders alması nedeniyle on yaşına basmadan Mekke'ye gitmiş olabileceği düşünülmektedir.
Babasının aksine siyasetle ilgilenmeyen Süfyan, Mekke ulemasının ve buraya ziyarete gelen ilim ehlinin sohbetlerine katılmaktan keyif alırdı. 4 yaşında Kur'an okumaya ve 7 yaşında hadis yazmaya
başladı. Bir çok ünlü alimden hadis dinledi. 15 yaşında iken Abdülkerîm b. Ümeyye'nin sohbetlerine katıldı. Çok sağlam bir hafızaya sahipti. Hadisleri yazmanın yanında onları açıklama ve yorumlama yetilerine sahip olduğundan hadis ilmine ağırlık verdi. 19 ve 20 yaşlarında iken, Amr b. Dinar'dan hadis dinledi. Sonrasında Ziyad b. Alaka, el-Esved b. Kays, Ubeydullah b. Yezid, İbn Şihab ez-Zührî, Ebu İshak es-Sebi'î, Abdullah b. Dinar, Zeyd b. Eslem, Abdülmelik b. Umeyr gibi seksenden fazla alimden hadis dersleri aldı. Hocaları genel olarak Mekkeli olsa da, Irak'taki hadislere de vakıf idi.
Süfyan, hocalarından Zührî ve Amr b. Dinar'ın hadislerini en iyi bilenlerden birisiydi. 142/759 yılında otuz beş yaşında iken ders vermeye başladı. Ölünceye kadar da ders halkasını Mekke'de sürdürdü.
Âlî isnad sahibi olduğundan dersleri ilgiyle takip edilir ve kimi zaman bin kişilik katılımlar olurdu. Manen hadis rivayetinde de bulunurdu. Sika ravilerden tedlis yaptığı iddia edilse de, bu iddia literatürde çok karşılık bulmamıştır. Hatta sahih hadis konusunda uzmanlardan biri kabul edilmiştir.
Hadis için çok kez rihle yapan Süfyan, 150 ve 152 yıllarında Yemen’e giderek Maʻmer'in sohbetlerine katıldı.
Hicaz bölgesindeki en meşhur hadis bilginleri arasında yer alan Süfyan, hadis tasnif döneminde yaşamıştır. Bu nedenle hadisleri hıfz, rivayet, açıklama ve tasnifinde büyük hizmetleri olmuştur. İmam Şafiî, onu Hicaz bölgesinin hafızasını kurtaran kişi olarak nitelendirmiş ve onun sayesinde buradaki bilginin korunduğunu ifade etmiştir. Ahmed b. Hanbel de ondan daha iyi hadis bilen bir kimseyi görmediğini söylemiştir. Süfyan b. Uyeyne'nin öğrencileri arasında çok sayıda tanınmış İslam alimi bulunmaktadır. Hadislerin sıhhatini tespit çalışmalarında titiz davrananlardandır.
Vefatından bir yıl önce 197/813'te ihtilata uğradı ve son haccından dönerken 198 yılının Receb ayının ilk gününde Cumartesi günü 91 yaşında iken vefat etti ve el-Hacûn’a defnedildi.
Süfyân, sika, hafız, müfessir, kârî, fakih, abid, zahid, kesretü'l-hadis ve hüccet olarak vasf edilmiştir.
Diğer
- 219
Mekke, Mısır
2. Sıra (1)
4. Sıra (15)
5. Sıra (90)
6. Sıra (53)
7. Sıra (9)
8. Sıra (1)
Mekke'de yaşayan Kureyş kabilesinin Benî Esed koluna mensup olan Humeydî'nin doğum tarihi tam olarak bilinmese de hicri ikinci asrın ortalarında dünyaya geldiği anlaşılmaktadır. Mekke'de evini çatılı bir şekilde yaptıran sahabi Humeyd b. Züheyr'in soyundan geldiği için Humeydî nispetiyle meşhur oldu (İbn Hacer, el-İsâbe, 1/355) İlk eğitimine doğduğu şehirde başladı ve buradaki âlimlerden ders aldı. Süfyan b. Uyeyne'nin yanında on dokuz yıl kalarak onun hadislerini en iyi şekilde öğrenip yaklaşık 10 bin hadisini ezberledi (Sandıkçı, İslâm Coğrafyasında Hadis, 76). Bu sebeple Süfyan'ın en iyi ravisi olma özelliğine haiz oldu.
Mekke'deki eğitiminin ardından Irak'a ve ardından İmam Şafiî'den ders almak için Mısır'a giderek hocasının vefatına kadar yanında kaldı. Mısır dönüşü Medine'ye uğrayıp buradaki ulemadan hadis dinledi. Fıkıh ve hadis alanlarında uzmanlaştığından Mekke'ye döndüğünde on beş yıl boyunca fetva verip hadis dersleri okuttu ve Mekke'nin önde gelen âlimleri arasında yer aldı. 219/834 yılında burada vefat etti. Hadis ve fıkıh alanlarında elde ettiği tecrübe sebebiyle Irak'ta Ahmed b. Hanbel'in konumu ne ise Mekke'de Humeydî de benzer statüde kabul edilirdi. İslami ilimlerde elde ettiği mertebelerden dolayı sonraki ulema tarafından İmam, hafız, fakih, şeyhülharem vb. sıfatlarla anıldı. Sika ve çok hadisi olan birisiydi. Rivayetleri hüccet kabul edilir ve bunlar, İbn Mâce'nin Sünen'i hariç, Kütüb-i sitte eserleri içerisinde yer alır. Buhari ondan 75 hadis alırken Sahih-i Müslim'in mukaddimesinde de bir rivayeti vardır. Buhari'nin ondan gelen hadisleri araştırma gereği duymadığı söylenir.
Aynı zamanda bir müellif olan Humeydî Mekke'deki ilk Müsned âlimidir. Hz. Ebû Bekir'in Müsned'inin yanında bazı hadis ve haberleri derlemiştir.
Etbau'-Tabiîn
- 143
Medine, Bağdat, Enbar, Tunus
1. Sıra (20)
2. Sıra (116)
3. Sıra (443)
4. Sıra (346)
5. Sıra (68)
6. Sıra (6)
Hazrec'in Beni Neccar koluna mensup olan Yahya b. Said'in 70/689 yılından önce Abdullah b. Zübeyr'in hilafeti zamanında doğduğu rivayet edilir (Zehebî, Siyer, 5/468). Dedesi Kays b. Amr hadis rivayet eden sahabilerdendi. Muhtemelen kabilesinin mukim olduğu Medine doğdu ve ilk eğitimini buradaki ileri gelen fakih sahabilerden aldı. Hadis alanına da ilgi duyarak sahabeden hadis dinledi. Hadise olan merakı nihayetinde çok hadis rivayet eden bir râvî oldu. Yaşı küçük olmasına rağmen tabiinden bir kısmı ondan rivayette bulundu. Onun fetva verdiği ve sohbet yaptığı bir meclisi vardı.
Hadis ilminde sika, hüccet ve imam kabul edilir. Fıkıhta otorite olduğu kadar hadiste de ileri gelenlerden sayılır ve Medine'nin önde gelen muhaddisi olarak değerlendirilirdi.
Yaşadığı dönemin anlayışı gereği Yahya b. Said öğrencilerine hadis imla ettirmez, ezberlemelerini isterdi. Bu nedenle talebeleri yanından ayrıldıktan sonra öğrendiklerini yazıya geçirirlerdi. Bu sebeple hadislerini yazdığı bir kitabının olmadığı rivayet edilir.
Yahya b. Said, Amel-i Salih yani 'ameller niyetlere göredir' hadisine sahip olmasıyla bilinir. Bu hadis ona atfedildi ve onun adıyla anıldı. Onun rivayet ettiği hadisler, yaklaşık olarak iki yüz kadar olup yüksek nitelikli kabul edilir(Zehebî, Siyer, 5/469).
Benî Adî b. en-Neccâr’dan Ümeyme bt. Sırme ile yaptığı izdivaçtan Abdülhamîd, Abdülazîz ve Emetülhamîd adlarında üç çocuğu dünyaya geldi.
Emeviler'de Velid b. Abdülemik döneminde Medine, Abbasiler'de Ebu Cafer Mansur döneminde Haşimiyye kadılığı görevini icra etti. Ömer b. Abdülaziz zamanında Tunus'a zekat amili olarak gitti ve burada hadis dersleri verdi. Oldukça cömert olduğundan borçları olduğu ancak tüm zorluklara rağmen bu anlayışından vazgeçmediği bilinir ve Miras meselesi sebebiyle İfrikıyye'ye iki defa gitmiş olması cömertliği ile ilişkilendirilir. Harcamalarındaki bu durumdan dolayı Haşimiyye kadılığını kabul ederek borçlarını ödemek niyetinde olduğu üzerinde durulur. 143/760 yılında vefat etmiştir.
Tabiîn
1
45 - 120
Medine
1. Sıra (10)
2. Sıra (44)
3. Sıra (293)
4. Sıra (24)
5. Sıra (1)
Kureyş kabilesinin Teymoğullarına mensup olan Muhammed b. İbrahim, vefat ettiğinde 74 yaşında olduğu bilindiğinden 45/666 yılında doğmuş olmalıdır. Hz. Ebu Bekir'in uzaktan amca oğlu olan dedesi Haris b. Sahr, ilk muhacirler arasında yer aldığından aile Medine'ye yerleşti ve o da muhtemelen burada dünyaya geldi. Annesi Beni Teym'in anlaşmalılarından Hafsa bt. Ebu Yahya'dır.
Hz. Aişe, Üsame b. Zeyd gibi Medine ulemasından dersler alarak hadis alanında uzmanlaştı. Rivayetlerinin çoğunluğu Ebu Seleme ve Alkame b. Vakkas'a dayanır. Hadis konusunda çok güvenilir bir kimseydi. Kavmi tarafından da tanınan biriydi. Ümmü İsa bt. İmran b. Ebu Yahya ile yaptığı evlilikten Musa, İbrahim ve İshak adında oğulları oldu. Musa, fıkıh ve hadis alanlarında uğraştı. Hişam b Abdülmelik'in hilafeti zamanında Medine'de 119/737 veya 120/738 yılında vefat etti.
Tabiîn
0 - 86
Medine
1. Sıra (4)
2. Sıra (118)
3. Sıra (1)
Kinâne kabilesinin Utvâre koluna mensup olan Alkame, Hz. Peygamber döneminde dünyaya gelip (İbn Abdilberr, el-İsti'âb, 3/1088) de yaşı sebebiyle kendisine erişemeyenlerdendi. Bu yüzden tabiin tabakasının ileri gelenlerinden kabul edilir. Doğum yeri tam olarak bilinmemekle birlikte kabilesi Hicaz bölgesinde yaşadığından başkent Medine'ye yakın oldu ve eğitimine burada başladı. Medine’de Leysoğulları yurdunda bir evi vardı. Hz. Aişe, Hz. Ömer, Abdullah b. Ömer, Muaviye b. Ebu Süfyan,Bilal b. Haris gibi ileri gelen kimselerden hadis aldı. Nesâî sika bir ravi olduğu tespitini yapsa da rivayetleri oldukça azdır.
Alkame b. Vakkâs, Medine’de Abdülmelik b. Mervân döneminde 86/705 yılında vefat etti.
Sahabî
- 23
Medine, Mekke, Şam
1. Sıra (2335)
2. Sıra (19)
Fil Vak‘ası’ndan yaklaşık on üç yıl sonra Mekke’de doğan Ebû Hafs el-Fârûk Ömer b. el-Hattâb, Kureyş’in elçilik işlerini yürüten Adî b. Kâ‘b kabilesine mensuptur. Câhiliye döneminde ticaretle uğraşan, güzel konuşması ve kararlı duruşuyla tanınan Ömer, başlangıçta İslâmiyet’e karşı sert bir tutum sergilese de bi‘setin 6. yılında (616) Müslüman olmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 269). Müslüman oluşuyla birlikte İslamiyet Mekke’de güç kazanmış, Müslümanlar ilk kez Kâbe’de aleni olarak namaz kılmaya başlamışlardır. Hz. Peygamber’in tüm gazvelerine katılan ve O’nun en yakın iki müşavirinden biri olan Hz. Ömer, hicretin ardından da Medine’de idari ve askeri süreçlerde etkin rol üstlenmiştir. Hz. Ebû Bekir’in vefatından sonra 13 /634 yılında Hulefâ-yi Râşidîn’in ikincisi olarak halife seçilmiştir. On yıllık hilâfeti döneminde İslâm devleti bir imparatorluk hüviyeti kazanmış; Sâsânî İmparatorluğu’na son verilerek Irak ve İran toprakları, Bizans’tan ise Suriye, Filistin ve Mısır alınmıştır (Taberî, Târîh, IV, 150-156). Kudüs’ü bizzat teslim alan Hz. Ömer, gayrimüslim halka tanıdığı geniş din ve vicdan hürriyetiyle adaletini tüm dünyaya kanıtlamıştır. Bu dönemde Kûfe ve Basra gibi ordugâh şehirler kurulmuş, fethedilen toprakların yönetimi için sistemli bir idari yapı oluşturulmuştur.
Hz. Ömer, hadis rivayeti konusunda son derece titiz davranmış ve İslam hukukunun şekillenmesinde sünneti temel bir otorite olarak kabul etmiştir. Resûl-i Ekrem’den bizzat duymadığı bir hadisi rivayet edenlerden mutlaka şahit getirmelerini isteyerek rivayetlerin doğruluğunu denetlemiş, ancak Sa‘d b. Ebû Vakkâs gibi seçkin sahâbîlerden doğrudan hadis almaktan da geri durmamıştır (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 287). Kur’an’ın yanlış anlaşılmasını önlemek ve insanların sadece hadis rivayetiyle meşgul olup asli kaynağı ihmal etmelerine engel olmak için kontrollü bir rivayet politikasını benimsemiş; hatta kaza ve kader gibi konulardaki yanlış yorumların önünü kesmiştir. Kütüb-i Sitte’de 539 rivayeti yer alan Hz. Ömer’in bu hadislerinin çoğu fıkhî hükümlere dairdir ve Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’i ile İbn Kesîr’in Müsnedü’l-Fârûḳ’u gibi eserlerde bir araya getirilmiştir (Müsned, I, 456).
Hz. Ömer, sadece bir fatih değil, aynı zamanda büyük bir teşkilatçıdır. İslâm tarihinde "evâil" denilen pek çok ilki gerçekleştirmiş; Hicrî takvimin kabulü, divan teşkilatının kurulması, beytülmâlin sistemleştirilmesi ve adli teşkilatın yapılandırılması gibi devrim niteliğinde adımlar atmıştır (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 269). Sert mizacının altındaki derin adalet duygusuyla "Fârûk" lakabını alan ve "Emîrü’l-mü’minîn" unvanını ilk kullanan halife olan Hz. Ömer, 23 /644 yılında bir suikast sonucu yaralanmış ve şehid olmuştur. Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir’in yanına defnedilmiştir.
Tabiîn
93 - 179
Medine
1. Sıra (30)
2. Sıra (50)
3. Sıra (682)
4. Sıra (1728)
5. Sıra (369)
6. Sıra (43)
Malik b. Enes b. Malik b. Ebu Amir, Yemen kökenli Ezd kabilesine mensuptur. 93/712 yılında Vâdilkura'da doğup Medine yakınlarındaki Akik Vadisi'ne ve sonra da Medine'ye yerleşti. Dedesi Mâlik veyahut da onun babası Ebî Amir Yemen'den Medine'ye gelerek Benî Teym b. Mürre ile anlaştı. Ebû Amir'in sahabeden olduğu gibi muhadram tabiî olabileceği üzerinde durulur. Onun oğlu Mâlik ise tabiÎn'in büyüklerindendi ve Hz. Âişe, Hz. Ömer ve Hz. Osman vb. ileri gelen kimselerden hadis rivayet eden birisi ve Hz. Osman'ın cenaze namazını kılan sayılı kişilerdendi.
Malik b. Enes, ilk eğitimini ailesinden aldı; annesi "İlimden önce edep öğren!" diyerek onu Rabîatü^r-Rey'e gönderdi. Tahsili esnasında maddi durumu kifayet etmediğinde evinin damındaki ağaçları satarak ihtiyaçlarını karşıladı. Hadis ilmini Abdurrahman b. Hürmüz el-A‘rec, Zührî, Hişam b. Urve ve İbn Ömer'in azadlısı Nafî'den tahsil etti. Nafi'den kıraat da öğrendi. Üç yüzü tabiîlerden olmak üzere dokuz yüz kişiden hadis rivayet etti. Aldığı dersler, hocalarının kabiliyeti, zekası ve azmiyle yirmili yaşına geldiğinde fetva vermeye başladı. Ünü kısa sürede duyuldu ve farklı bölgelerden ders almak isteyenler Medine'ye akın ettiler.
Bizzat kendi eliyle 100 bin hadis yazan İmam Mâlik hadis ilminin birçok dalında otoritedir. Hadislerinin bazısını semâ yoluyla bazısını da arz yoluyla aldı. Hadis ricalini çok iyi bilir ve bu konuda oldukça titiz davranırdı. Bundan dolayı altın silsile olarak bilinen Esahhu'l-Esânîd kendisinde toplanır. Garibü'l-Hadis konusu ilk gündeme getirenlerdendi. Kıraat ilminde de İmamdı. Fıkıh ve fetva konusunda yetkin olduğundan Medine'de altmış yıl boyunca fetva verdi. Hadisleri Kur'an'a arz eder ve onun ruhuyla uyuşmayanları almazdı. Manen rivayette bulunur ancak ihtiyatı elden bırakmazdı. Metin ve senette tenkit yapardı. Mürsel'i hüccet sayardı.
Son derece heybetli bir şahsiyetti. Kendisinden yaşça büyük olan Ebu Hanîfe derslerine geldiğinde babasına hürmet eden çocuk misali edeple otururdu. Derslerinde ilim, vakar ve edeb hakimdi. Hadis okutacağı zaman boy abdesti alır, güzel elbiseler giyer, kokular sürünür, saçını sakalını düzenler, sakince oturur ve ders bitinceye kadar güzel kokular yayan tütsüler yakardı.
Hayatının yarısını Emevîler, yarısını Abbâsîler devrinde geçirdi. Siyasî olaylardan uzak durdu. Ancak Ebû Ca‘fer el-Mansûr’a yapılan biatın geçersiz olduğunu ima etmiştir. Muhammed en-Nefsüzzekiyye’ye biatı teşvik ettiği iddialarının yayılması nedeniyle idarecilerin hışmına uğradı. Talak konusunda verdiği fetva, idarecilerin hoşuna gitmediğinden 146/763 yılında yetmiş kamçıyla cezalandırıldı ve omuzu sakatlandı. Hac veya umre için Mekke’ye gidişleri dışında Medine’den ayrılmadı. İmam Malik, 179/795 yılında seksen beş yaşında Medine'de vefat etti. Cennetü'l-Baki'e defnedildi.
Tabiîn
61 - 146
Medine, Kufe
1. Sıra (14)
2. Sıra (99)
3. Sıra (1325)
4. Sıra (231)
5. Sıra (13)
6. Sıra (1)
Hişam b. Urve b. Zübeyr b. Avvam, Kureyş'in Benî Esed koluna mensuptur. 61/683 yılında Medine'de doğdu. Babası hadislerin derlenmesinde öncü ve ilk Megâzî yazarı olan Urve, annesi ise Ümmü Veled'den bir hanımdı. İlimle meşgul bir ailede büyüdü ve Medine'de İslami ilimlerde yetkinlik kazandı. Bazı sahabilerin hayatta olduğu bir dönemde yaşadığından Abdullah b. Ömer, Cabir b. Abdullah ve Enes b. Malik gibi sahabenin büyükleriyle görüştü. Özellikle İbn Ömer'in sevgisine mazhar olup duasını aldı.
Emevi halifelerinden Yezid b. Muaviye'nin iktidarı sırasında dünyaya gelen Hişam, hayatının yetmiş yılını Ümeyyeoğullarının hakim olduğu dönemde geçirdi. Yetmişli yaşlara ulaştığında Abbasi ihtilal hareketine şahit oldu ve Ebu'l-Abbas es-Seffah ile Ebu Cafer Mansur dönemlerine şahit oldu. Halife Mansur'un kendisine gösterdiği ihtiram sebebiyle üç defa Kûfe'ye gitti. 146/763 yılında gittiği ziyaret sırasında rahatsızlandı ve Bağdat'ta vefat etti.
Tıpkı babası gibi fıkhi yönü güçlü olsa da ilgi duyduğu hadis alanında oldukça derinleşti. Hadiste babasından, amcası Abdullah b. Zübeyr ve ileri gelen hadis hafızlarından rivayetler derledi. Sika, imam ve huccet olması nedeniyle etrafından geniş bir hadis halkası oluştu. Yaşlandığında ihtilata düştü.
Tabiîn
1
23 - 94
Medine, Mekke, Mısır, Dımeşk
1. Sıra (238)
2. Sıra (2618)
3. Sıra (340)
4. Sıra (14)
5. Sıra (1)
Tam ismi Urve b. ez-Zübeyr b. el-Avvâm b. Huveylid el-Kureşî el-Esedî’dir. Gençlik yıllarını ilme vakfeden Urve, ağabeyi Abdullah b. Zübeyr’in hilâfeti döneminde siyasi olaylara karışmamış, ancak ona danışmanlık yapmış ve bu süreçte Medine’den ayrılarak bir süre Mısır’da yaşamıştır (İbn Kuteybe, el-Ma‘ârif, 231). Abdülmelik b. Mervân ve I. Velîd gibi Emevî halifeleri nezdinde büyük itibar görmüş, ilmî otoritesi sayesinde Şam ile Medine arasında bir köprü vazifesi görmüştür.
Urve b. Zübeyr’in hayatındaki en metânetli anlardan biri, Şam ziyareti sırasında ayağının kangren olması sebebiyle kesilmesidir. Aynı günlerde oğlu Muhammed’in de bir kaza sonucu vefat etmesine rağmen gösterdiği sabır, İslâm tarih kaynaklarında ibretlik bir hadise olarak kaydedilmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, V, 181). Ömrünün son yıllarını Medine yakınında bulunan çiftliğinde ziraatla ve talebe yetiştirmekle geçiren Urve, 94 / 713 yılında vefat etmiştir (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, IV, 436). Cömertliğiyle tanınan ve her yıl hasat mevsiminde bahçesinin kapılarını halka açan Urve, arkasında İmam Zührî gibi dahi talebeler bırakmıştır.
Urve’nin hadis ve siyer ilmindeki yeri, onun sarsılmaz güvenilirliğine dayanır. Özellikle teyzesi Hz. Âişe’den naklettiği rivayetlerle sünnetin intikalinde en sağlam halkalardan biri kabul edilmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, V, 179). İslâm tarihçiliğinin babası sayılan Urve, Hz. Peygamber’in gazvelerine dair sistematik bilgi toplayan ilk kişidir. Halife Abdülmelik’in siyerle ilgili sorularına verdiği cevaplar, İslâm tarih yazıcılığının ilk yazılı belgeleri olarak günümüze ulaşmıştır. Kendi telif ettiği hadis ve siyer kitaplarını bir rivâyete göre Harre Savaşı sırasında, bir diğer rivayete göre ise Allah’ın kitabı yanında başka kitap bulundurmamak için yaktığı, fakat daha sonra buna çok üzüldüğü ve pişman olduğu rivayet edilmektedir (İbn Sa‘d, V, 179; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, IV, 436). Buna rağmen öğrencileri vasıtasıyla naklettiği bilgiler İslâm hukuk ve tarih literatürünün temel taşlarını oluşturmuştur (İbn Sa‘d, V, 179).
Sahabî
- 58
Medine, Mekke
1. Sıra (9482)
2. Sıra (54)
3. Sıra (1)
4. Sıra (1)
9. Sıra (1)
Hz. Âişe bt. Ebû Bekir es-Sıddîk b. Ebû Kuhâfe (r.anhâ), baba tarafından Kureyş’in Teym kabilesine mensup olup annesi Ümmü Rûmân, Kinâne kabilesindendir. Doğum tarihi tam olarak bilinmese de genel kanaate göre bi’setin dördüncü yılında dünyaya gelmiştir (İbn Saʻd, Tabakāt, 10/77). Hz. Peygamber ile nikahı hicretten önce Mekke’de kıyılmış; hicretin ikinci yılı, Şevval ayında da evlenmiş (İbn Saʻd, Tabakāt, 10/57) ve bu nedenle “ümmü’l-mü’minîn” şeklinde anılmıştır. Hiç çocuğu olmamakla beraber bizzat Hz. Peygamber tarafından kız kardeşi Esma’nın oğluna nisbetle “Ümmü Abdullah” şeklinde künyelenmiştir (İbn Saʻd, Tabakāt, 10/63).
Hz. Âişe, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanında gördüğü ilim, irfan, hikmet ikliminden azami ölçüde istifade etmiş; ibadet, tefsir, megāzî, nikah, talak, edeb, giyim-kuşam, fezâil gibi pek çok konuda hadis naklederek birikimini sahâbe ve tâbiînden birçok kimseye aktarmıştır.
Naklettiği 2210 hadis ile müksirûn için yer alması onun konumu göstermesi bakımından önemlidir. Hz. Âişe, rivayet ettiği hadislerin doğru anlaşılmasına, vürûd sebeplerini açıklamaya, illetlerini beyan etmeye dikkat etmiştir. Hz. Âişe’nin hadis ilmindeki konumu, sahâbenin çözemedikleri meselelerde ona başvurmalarında da görülmektedir. Nitekim Ebû Mûsâ el-Eşʻarî, sahâbenin bir hadis üzerinde ihtilaf ettiği zaman Hz. Âişe’ye sorduklarını (Tirmizî, “Menâkıb”, 63) ifade etmiş; Mesrûk da ashâbın büyüklerinin ferâiz konusunu ona danıştıklarına (İbn Saʻd, Tabakāt, 10/66) işaret etmiştir. Onun, sahâbeden bazılarının rivayetlerini tashih edip açıklamalarda bulunduğu istidrâk örnekleri müstakil eserlerde toplanmış olup bunların en meşhuru Bedreddin ez-Zerkeşî'nin el-İcâbe li-îrâdi me’stedrekethü Âişe ale’s-sahâbe adlı kitabıdır.
O, hadislerinin çoğunu doğrudan Hz. Peygamber’den rivayet etmekle birlikte babası Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Fâtıma, Saʻd b. Ebî Vakkâs (r.anhüm) gibi sahâbîlerden de nakilde bulunmuştur. Kendisinden rivayette bulunan başlıca isimleri kız kardeşi Esma’nın oğulları Abdullah b. Zübeyr ile Urve b. Zübeyr, kardeşi Muhammed’in oğulları Abdullah ile Kāsım; ayrıca Ebû Hüreyre, Abdullah b. Amr, Abdullah b. Abbâs, Saîd b. Müseyyeb, Alkame b. Kays, Amr b. Meymûn, Amre bt. Abdurrahman şeklinde sıralamak mümkündür (Zehebî, Siyer, 2/135-9). Hz. Âişe, genellikle “semiʻtü”, “ʻan”, “kāle” sîgalarıyla rivayette bulunmuş; talabeleri kendisinden hadis naklederken de “semiʻtü”, “kālet”, “ra’eytü”, “ʻan”, “ahberathü”, “haddesethü” sîgalarını kullanmıştır. Tâbiînden Mesrûk ise “bana es-Sıddîka bt. es-Sıddîk, Allah’ın sevgilisinin sevgilisi, Allah’ın suçsuzluğunu belirttiği kimse” gibi ifadelerle nakilde bulunmuştur.
Hz. Peygamber’in aile mahremiyetine vakıf olması, hanımlara mahsus halleri en iyi bilen kişi olması, Hz. Âişe’nin bu hususlarda danışılacak öncelikli biri olmasına sebep olmuştur. Ayrıca Hz. Peygamber’in günlük hayatındaki davranışları, onun ev içindeki hal ve tavırlarını öğrenmek isteyen kimseler de Hz. Âişe’den bilgi almışlardır. Hz. Âişe’nin rivayetleri içinde tefsir hadisleri de önemli bir yer tutmaktadır. Hem vahyin nüzûl ortamında bulunması ve hatta bazı âyetlerin bizzat muhatabı olması hem de kendisine kapalı kalan âyetleri doğrudan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) sorarak mânasını anlama gayreti, onun Kur’an ilminde önde gelen kimselerden olmasını sağlamıştır. Örneğin Hz. Âişe’nin katıldığı en mühim seferlerden biri olan Benî Mustalik Gazvesi dönüşünde ifk hadisesi vuku bulmuştur. Hicretin beşinci yılı, Şâban ayında gerçekleşen bu sefer sonrasında Medine’ye dönmek üzere hareket eden ordunun konakladığı yerde Hz. Âişe, bir ihtiyacı için devesinden inmiş ve ordugâhtan biraz uzaklaşmıştır. Bu esnada kaybettiği gerdanlığını ararken onun mahmilin içinde olmadığı fark edilmeyerek ordu hareket etmiştir. Daha sonra ordunun artçısı Safvân b. Muattal Hz. Âişe’yi devesine bindirerek orduya yetiştirmiş; ancak münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül Hz. Âişe aleyhine iftiraya başlamış ve müslümanların bir kısmı da bu çirkin iftiraya alet olmuşlardır. Fakat neticede Allah Teala Nûr sûresinin 11-21. âyetleri ile Hz. Âişe’yi temize çıkarmıştır. Hz. Âişe’nin iştirak ettiği bir başka seferde de yine kaybettiği gerdanlığın aranması için bekletilen müslümanlar, namaz vakti yaklaştığı halde susuz bir yerde bulundukları için telaşa düşmüşler; ancak bu vesilesiyle nâzil olan teyemmüm âyeti (Mâide, 6) ile kolaylığa kavuşmuşlardır. Bunların dışında Hz. Peygamber’in eşlerinin birtakım maddî talepleri nedeniyle vuku bulan îlâ hadisesi hakkında nâzil olan Ahzâb sûresinin 28-29. âyetleri; yine Hz. Peygamber ile hanımları arasındaki bazı anlaşmazlıklar nedeniyle gerçekleşen tahrîm olayı ile ilgili Tahrîm sûresinin ilk âyetlerinin doğrudan muhatapları olmaları; konuyla ilgili rivayetlerin ağırlıklı olarak Hz. Âişe’den gelmesine neden olmuştur.
Hz. Âişe’nin şiir, tıp, ensâb gibi ilimlere vukufiyeti de ayrıca dikkat çekmektedir. Yeğeni Urve’nin “Anneciğim! Senin fıkıh bilgine şaşırmıyorum. Çünkü o, Rasûlullah’ın (s.a.v.) eşi ve Ebû Bekir’in kızı, diyorum. Senin şiir ve ensâb bilgine de şaşırmıyorum. Çünkü o, şiir ve ensâb ilmi hakkında insanların en bilgilisi olan Ebû Bekir’in kızıdır diyorum. Ancak senin tıp ilmi hakkında bilgin olmasına şaşırıyorum. Bu bilgiyi nereden ve nasıl aldın?” şeklindeki ifadelerinde de bu durum açıkça görülmektedir. Hz. Âişe ise tıp ilminin kaynağını Hz. Peygamber’e tavsiye edilen ilaçları hazırlamasıyla açıklamıştır (Zehebî, Siyer, 2/182).
Hz. Âişe; Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer’in halifelik dönemlerinde herhangi bir siyasî faaliyette bulunmamış; ancak Hz. Osman’ın hilafetinin ikinci devresinde, halifenin bazı tasarrufları nedeniyle muhalif tarafta yer almıştır. Hz. Osman’a yönelik muhalefetin şiddetlendiği ve evinde muhasara edildiği sırada haccetmek üzere Medine’den ayrılan Hz. Âişe, dönüş yolunda Hz. Osman’ın şehadet haberini almış; katillerin cezalandırılması ve fitnenin durdurulması için Basra’ya doğru hareket etmiştir. 36 yılı Cemâziyelâhir’de Hz. Ali ile Hz. Âişe arasında vuku bulan Cemel Vakası neticesinde Hz. Âişe tarafı savaşı kaybetmiştir. Bu olaydan sonra ömrünün sonuna kadar sık sık üzüntüsünü dile getiren Hz. Âişe, Medine’de sakin bir hayat sürerek siyasete karışmamıştır.
Hz. Âişe, 17 Ramazan 58 yılında Medine’de vefat etmiş ve Cennetü’l-bâkī’ye defnedilmiştir. 53, 56, 57 ve 59 yıllarında vefat ettiği de rivayet edilmektedir.