Hadis Veritabanı


13805 kayıt bulundu

50
20
10
Meşhur ismi Adı
Derecesi Güvenirliliği
Doğum Yılı Vefat Yılı
Yaşadığı Yerler
Rivayetleri
Sahabî
0 - 0
Medine, Mekke
1. Sıra (2)

Etbau'-Tabiîn
0 - 0
4. Sıra (2)

Diğer
0 - 405
Irak, Horasan, Hicaz, Nisabur
7. Sıra (2) 8. Sıra (7)

Etbau'-Tabiîn
0 - 131
3. Sıra (9)

Sahabî
-
Mekke
1. Sıra (1)
İslâm tarihinin ve mukaddes nübüvvet hanesinin en müstesna şahsiyetlerinden biri olan, Ümmü’l-Kâsım ve Ümmü’l-Hind künyeleriyle maruf, Ümmü’l-Mü’minîn Hadîce bint Huveylid b. Esed b. Abdiluzzâ b. Kusay el-Kureşiyye, Hz. Peygamber’in ilk zevce-i mükerremesidir. Tahminen milâdî 556 senesinde Mekke-i Mükerreme’de dünyayı teşrif ettiği kabul edilen Hz. Hatice’nin soylu nesebi, baba tarafından Kusay b. Kilâb’da Resûl-i Ekrem’in aziz nesebiyle birleşmektedir. Kureyş’in muteber ve eşraf kesiminden olan pederi Huveylid b. Esed, ağırlıklı tarihî nakillere göre Câhiliye devrinin kanlı çatışmalarından Ficâr savaşlarından evvel vefat etmiştir. Validesi Fâtıma bint Zâide (Zeyd) b. Cündeb (Esam) el-Âmiriyye’nin soy kütüğü ise Lüey b. Gâlib nisbetinde Hz. Peygamber’in şerefli nesebiyle teyit olunur. Câhiliye devrinin ahlaki çöküntüsüne tezat teşkil eden fevkalade nezâheti, iffeti ve asaleti sebebiyle henüz İslâmiyet’ten evvel kendisine "Tâhire" unvanı ithaf edilmiş; ilerleyen asırlarda ise Resûl-i Ekrem’in ilk ve en büyük hanımı olması hasebiyle "Kübrâ" sıfatıyla yâd olunagelmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 16). İlk gençlik yıllarında amcasının oğlu hanîf âlim Varaka b. Nevfel ile izdivacı tefekkür olunmuşsa da bu evlilik vukû bulmamıştır. Hz. Peygamber ile hayatını birleştirmeden evvel iki evlilik geçiren Hatice, ilk izdivacını Ebû Hâle Hind b. (Nebbâş b.) Zürâre et-Temîmî ile akdetmiştir. Bu beraberlikten, ilerleyen yıllarda Resûl-i Ekrem’in rahmet ve terbiye ocağında yetişecek olan ve O’nun mübarek şemâilini tasvir eden meşhur rivayetiyle tanınan Hind adında bir erkek evladı ile bazı nakillere göre bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. İlk eşinin vefatından sonra Atîk (Uteyyik) b. Âbid (Âiz) el-Mahzûmî ile ikinci evliliğini yapmış ve bu izdivaçtan da Hind (Ümmü Muhammed) isimli bir kız çocuğu doğmuştur. Kısmi kaynaklarda ise bu evliliklerin kronolojik sırası aksine vaki olarak, ilk eşin Atîk, ikincisinin ise Ebû Hâle olduğu nakledilmektedir. İkinci eşinin vefatıyla dul kalan Hatice; yüksek asaleti, hüsnücemali ve devasa serveti hasebiyle Kureyş’in ileri gelen pek çok nüfuzlu şahsiyetinden izdivaç teklifleri almış, fakat bunların tamamını reddederek müstakil yaşamayı tercih etmiştir. Ticari faaliyetlerini güven duyduğu ortaklar vasıtasıyla sürdüren Hatice, yakın çevresinin tavsiyesi neticesinde Mekke’de doğruluğu, yüksek emniyeti ve ahlaki kemaliyle "el-Emîn" olarak maruf genç Muhammed b. Abdullah ile ticari bir ortaklık muahedesi imzalamıştır. Kölesi Meysere’yi de hizmetine vererek Kureyş kervanıyla Şam (Suriye) bölgesine sefere göndermiştir. Sefer dönüşünde Muhammed b. Abdullah’ın ticaretteki fevkalade muvaffakiyetine, dürüstlüğüne, ahde vefasına bizzat şahit olan ve kölesi Meysere’den O’nun ahlakına dair işittiği harikulade vasıflara hayran kalan Hatice, aracı katarak O’na evlilik teklifinde bulunmuştur. Kaynakların çoğunda yer alan ikinci bir rivayete göre ise, ileride sahâbîlik şerefine erişecek olan yakın dostu Nefîse bint Ümeyye bu izdivaca aracılık etmiş, Hz. Muhammed ile görüşerek Hatice ile evlenmeye niyet buyurduğu takdirde bu hayırlı işi nihayetine erdireceğini beyan etmiştir. Gelen bu teklifi amcalarına arz eden Hz. Muhammed, amcası Ebû Tâlib, diğer amcaları ve akrabalarıyla birlikte Hatice’nin hanesinde tertip edilen dünürlük merasimine katılmıştır. Ebû Tâlib, mecliste hazır bulunan Hatice’nin amcası Amr b. Esed’den yeğeni için kızın izdivacını talep etmiş; mehir olarak 500 (veya 400) dirhem ya da 20 dişi deve takdir buyrulmuş ve Amr b. Esed bu nikâha rıza göstermiştir. Bazı rivayetlerde Ebû Tâlib’in yerine Hamza’nın, Amr b. Esed’in yerine ise Hatice’nin pederi Huveylid’in nikâhta hâzır bulunduğu zikredilir. Şaz ve zayıf kabul edilen bazı iddialarda; babasının veya amcasının bu izdivaca rıza göstermeyeceğini düşünen Hatice’nin merasimden evvel velisini sarhoş ettiği, ayıldığında "yetim bir gence kız verilemeyeceği" gerekçesiyle itiraz eden velisini Kureyş nezdinde itibar kaybetmekle tehdit ederek ikna ettiği ileri sürülmüşse de, fukaha ve müverrihlerin ekseriyeti bu rivayetlerin mesnetsiz ve uydurma olduğunu teyit etmiştir (Müsned, I, 312). İzdivaç vukû bulduğunda Hz. Hatice’nin kırk yaşlarında olduğu yaygın kabul görmektedir. Kendisinin otuz yedi yahut yirmi sekiz yaşlarında olduğuna dair nakiller zayıf addedilmekle beraber, bilhassa yirmi sekiz yaş rivayeti, hepsi de nübüvvet öncesi dönemde gerçekleşen yedi çocuk doğumu gerçeğiyle biyolojik bakımdan daha uyumlu görülmektedir. Bu esnada Hz. Muhammed’in yirmi beş yaşında bulunduğu hususu ağırlık kazanmakta; otuz veya yirmi bir yaşlarında olduğuna dair beyanlar ise zayıf addedilmektedir (İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 17). Bu mübarek yuvanın ilk meyvesi Kâsım olup iki yaşına kadar yaşamış ve Resûl-i Ekrem "Ebü’l-Kâsım" künyesini bu evladından almıştır (bazı nakillerde en büyük evladın Zeyneb olduğu ifade edilmektedir). İlerleyen yıllarda Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Külsûm ve Fâtıma dünyaya gelmiştir. Erkek evlatlarından Tayyib (Abdullah) ve Tâhir ise henüz nübüvvet gelmeden evvel küçük yaşta vefat etmişlerdir. Kısmi kaynaklarda Abdullah, Tâhir ve Tayyib’in tek bir çocuk olduğu, bi‘setten sonra dünyaya geldiği için kendisine "Tayyib" ve "Tâhir" lakaplarının tevcih edildiği kaydedilmektedir. Öte yandan, muasır müelliflerden Muhammed Hüseyin Heykel’in, evlatlarının vefatı üzerine Hz. Hatice’nin ilahların merhametsizliğinden şikâyet ederek Kâbe putlarına adaklar adadığı ve Hübel, Lât, Uzzâ ile Menât adına kurbanlar kestiği yönündeki iddiası klasik İslâm kaynaklarının hiçbirinde yer almamakta olup Garplı oryantalistlerin tesiriyle kaleme alınmış asılsız bir tevil olarak reddedilmiştir (Belâzürî, Ansab, I, 405). Nübüvvetin tebliğinden evvelki ibadet ve tefekkür yıllarında Hz. Muhammed’in Mekke’den uzaklaşıp Hira Mağarası’na çekildiği demlerde Hz. Hatice O’nu hiçbir zaman yalnız bırakmamış, yiyeceğini-içeceğini bizzat temin etmiş ve eve dönüşü geciktiğinde hizmetkârlarını göndererek O’nu gözetmiştir. Hz. Hatice’nin İslâm tarihindeki en azametli rolü, ilk vahiy nazil olduğunda Resûl-i Ekrem’e yeryüzünde herkesten evvel iman etmesi ve davasını bütün varlığıyla müdafaa etmesidir. Cebrail’in Hira’da zuhur edip kendisini üç defa şiddetle sıktıktan sonra Alak sûresinin ilk beş ayetini vahyettiği o dehşetli ve heyecan dolu andan sonra Hz. Peygamber, kalbi titreyerek evine dönmüş ve "Bana neler oluyor, Hatice?" diyerek endişesini dile getirmiştir. Bu kriz anında Hz. Hatice, tarih sayfalarına altın harflerle kazınan şu teselli ve itminan dolu ifadelerle O’na güç vermiştir: "Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin" (Buhârî, "Bed'ü'l-Vahy", 3; Müslim, "İmân", 252). Ardından Resûlullah’ı alarak İbraniceye ve eski mukaddes metinlere vakıf, Hristiyanlığı benimsemiş amcazadesi hanîf âlim Varaka b. Nevfel’e götürmüştür. Varaka, anlatılanları dinledikten sonra bu gelen meleğin önceki peygamberlere vahiy getiren "Nâmûs-ı Ekber" (Cebrail) olduğunu teyit etmiş; Hz. Hatice de derhal "Senin Allah’ın resulü olduğuna şehâdet ederim." diyerek İslâm ile şereflenmiştir. İslâm’ın doğuşundaki o çetin günlerde, yeryüzünde tevhid bayrağını taşıyan yalnızca üç Müslüman (Hz. Peygamber, Hz. Hatice ve Hz. Ali) bulunmaktayken, Hz. Hatice bazen Kâbe civarında bazen hanesinde onlarla birlikte ibadete durmuştur. Nitekim ticaret maksadıyla Mekke’de bulunan Abdullah b. Mes‘ûd, bu üç mübarek şahsiyeti Kâbe’yi tavaf ve ibadet ederken gördüğünü ve Hz. Hatice’nin tesettür ahkâmına kamilen riayet ettiğini nakletmiştir. Müşriklerin ağır zulüm, hakaret ve haksızlıkları karşısında Hz. Peygamber’e siper olan Hatice, Mekkeli müşriklerin Şi‘bü Ebî Tâlib’de Müslümanlara tatbik ettiği iki ila üç yıl süren meşakkatli iktisadi ve sosyal ablukaya bizzat katılarak göğüs germiş, devasa servetinin tamamını İslâm davası uğrunda harcamaktan imtina etmemiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 16). Yaklaşık çeyrek asır süren saadet dolu bir izdivacın ardından Hz. Hatice, hicretten yaklaşık üç yıl evvel, 10 Ramazan (19 Nisan 620) tarihinde fani âleme veda etmiş ve Mekke’deki Hacûn Kabristanı’na (Cennetü'l-Muallâ) defnedilmiştir. Bu mübarek vefatın hemen ardından, yaklaşık bir ay sonra Şevval ayında Resûlullah’ın koruyucu amcası Ebû Tâlib de vefat etmiştir. Boykotun kalkmasının hemen ardından kendisine hami olan bu iki büyük sütunun ardı ardına yıkılması Resûl-i Ekrem’i derin bir keder içerisine sevk etmiş ve İslâm tarihinde bu yıla "Hüzün Yılı" (Senetü’l-Hüzn / Âmü’l-Hüzn) adı verilmiştir. Osmanlı Padişahı Kanûnî Sultan Süleyman tarafından Hz. Hatice’nin kabri üzerine inşa ettirilen muazzam türbe, Mekke’nin Suud yönetimine geçmesinin ardından 1926 yılında diğer tarihi türbelerle birlikte yıktırılmıştır (DİA, VII, 388). Hz. Peygamber, Hatice’nin vefatından sonra muhtelif izdivaçlar gerçekleştirmişse de O’nun aziz hatırasını, vefakârlığını ve samimi dostluğunu ömrü boyunca hiçbir zaman unutmamıştır. Hanesinde koyun kesildiği zaman Hatice’nin eski dost ve akrabalarına birer parça et göndermeyi hâtıraya hürmeten ihmal etmemiştir. Bir defasında Hatice’nin kız kardeşi Hâle bint Huveylid’in içeri girmek üzere izin istediğini duyan Hz. Peygamber, sesindeki ve edasındaki benzerlik sebebiyle heyecanlanarak "Allahım, bu Huveylid kızı Hâle’dir!" buyurmuştur. Bu derin vefa duygusunu gıpta ile karışık bir kıskançlıkla karşılayan genç hanımı Hz. Âişe, hayatında en çok Hatice’yi kıskandığını bizzat itiraf etmiş; vefat edip gitmiş bir kadının niçin hâlâ sıklıkla yâd edildiğini, üstelik Allah’ın kendisine O’ndan daha hayırlısını bahşettiğini ifade ettiğinde Resûl-i Ekrem bu serzenişten son derece rahatsız olmuştur. Hz. Peygamber, Âişe’nin kendisini Hatice’den üstün görmesini kabul etmeyerek şöyle buyurmuştur: "Davamı kimsenin tasdik etmediği günlerde o bana inandı. Herkesin beni yalanladığı sırada o beni tasdik etti. Hiç kimsenin bana bir şey vermediği darlık anında o malıyla İslâm davasını destekledi. Üstelik Allah, diğer eşlerimden çocuk vermediği halde bana ondan evlatlar ihsan etti." Nitekim Cebrail bir gün Resûlullah’a gelerek Hatice’ye hem Cenâb-ı Hakk’ın hem de kendisinin selamını iletmesini ve O’na cennette içerisinde hiçbir gürültünün, yorgunluğun bulunmadığı oyulmuş inciden mamur bir köşkün müjdelenmesini buyurmuştur (Buhârî, "Umre", 11, "Nikah", 108; Müslim, "Feżâ'ilü's-Sahâbe", 69, 71-78). Hz. Hatice sağ iken üzerine başka bir kadınla evlenmeyen Resûlullah, Hz. Âişe’nin beyanına göre O’nun hatıralarını anıp kendisine istiğfarda bulunmaktan büyük bir ruhi haz duyardı. Bedir Gazvesi esnasında kızı Zeyneb’in müşrikler elinde esir düşen kocası Ebü’l-Âs b. Rebî’i kurtarmak üzere fidye olarak gönderdiği gerdanlığı gören Hz. Peygamber, evlilik günlerinde Hatice’nin kızına hediye ettiği bu takıyı tanıyarak derin bir hisleniş yaşamış ve ashaptan gerdanlığın Zeyneb’e iadesini rica ederek Ebü’l-Âs’ı serbest bıraktırmıştır. Mâriye’den doğan İbrâhim müstesna olmak üzere bütün evlatlarının annesi olan Hatice, Resûl-i Ekrem’in kalbinde müstesna bir taht kurmuştur. Hz. Hatice, mezhep ayrımı gözetmeksizin bütün İslâm âleminde büyük bir muhabbet ve hürmetle yâd edilmiş; Arap ve gayrı-Arap tüm Müslüman toplumlarda "Hatice" ismi kız çocukları için en mübarek isimlerden biri kabul edilerek yaygınlaşmıştır. Hayat-ı seniyyelerine dair muhtelif dillerde zengin bir literatür teşekkül etmiştir. Arapça kaleme alınan başlıca eserler arasında Abdülhamîd ez-Zehrâvî’nin Hadîce Ümmü’l-Mü’minîn, Abdüsselâm el-Işrî’nin Hadîce bint Huveylid, Âmir el-Akkād’ın el-Misâlü’n-Nâdir Hadîce bint Huveylid, Abdullah el-Alâylî’nin Meselühünne’l-A‘lâ es-Seyyide Hadîce, İbrâhim Muhammed Hasan el-Cemel’in Ümmü’l-Mü’minîn Hadîce bint Huveylid el-Meselü’l-A‘lâ li-Nisâi’l-Âlemîn, Mahmûd Şelebî’nin Hayâtü Ümmi’l-Mü’minîn Hadîce Aleyhessalâm ve Abdülhamîd Mahmûd Tahmâz’ın es-Seyyide Hadîce Ümmü’l-Mü’minîn ve Sebbâkatü’l-Halkı ile’l-İslâm isimli telifleri yer alır. Mûsâ el-Esved ise Seyyidâtü Nisâi’l-Âlemîn Sîretühünne ve Fezâilühünne adlı eserinde Hz. Hatice’yi Hz. Meryem, Hz. Fâtıma ve Hz. Âsiye ile birlikte ele almıştır. Türkçe literatürde ise Fatma Şâdiye’nin Zevce-i Muhtereme-i Hazret-i Fahr-i Âlem Ümmü’l-Mü’minîn Hazret-i Hadîcetü’l-Kübrâ, Mehmed Gavsî’nin Ümmü’l-Mü’minîn Seyyidetü’n-Nisâ Hz. Haticetü’l-Kübrâ Binti Huveylid, Ahmet Cemil Akıncı’nın Hazreti Hatice, Yakup Kenan Necefzâde’nin Hatice Anamız, Serap Yavuz’un Hz. Hatice ve Mustafa Necati Bursalı’nın İlk Müslüman İlk Zevce adlı monografileri öne çıkmaktadır.

Sahabî
0 - 0
1. Sıra (3)