Hadis Veritabanı


13813 kayıt bulundu

50
20
10
Meşhur ismi Adı
Derecesi Güvenirliliği
Doğum Yılı Vefat Yılı
Yaşadığı Yerler
Rivayetleri
Tabiîn
0 - 170
Basra, Mısır
1. Sıra (1) 2. Sıra (6) 3. Sıra (95) 4. Sıra (92) 5. Sıra (79) 6. Sıra (17)

Tabiîn
0 - 216
Basra
2. Sıra (1) 3. Sıra (4) 4. Sıra (97) 5. Sıra (128) 6. Sıra (65) 7. Sıra (3)

Sahabî
0 - 63
Medine, Mekke, Basra, Horasan, Merv, Sicistan
1. Sıra (646) 2. Sıra (3)

Sahabî
0 - 88
Medine
1. Sıra (533) 2. Sıra (15) 3. Sıra (4)

Sahabî
0 - 74
Medine, Kufe
1. Sıra (492) 2. Sıra (18) 3. Sıra (1)
Câbir, Kays Aylan'ın Âmir b. Sa'sa'a kabilesinden Süvâe oğullarına mensuptur. Babası Hz. Peygamber'in sahâbisi Semüre b. Cünade, annesi Sa'd b. Ebu Vakkas'ın kız kardeşi Halide'dir. Benî Süvâe ile Benî Zühre arasında bir anlaşma olduğundan babası Kureyş'in halifi sayılmış ve bu sebeple Mekke'den bir hanımla evlenmişti. Doğum tarihi bilinmeyen Cabir'in Mekke'de doğmuş olabileceği üzerinde durulur; ancak ne zaman Müslüman olduğu ve Medine yıllarında neler yaptığı ayrıntılı olarak bilinmemektedir. Vefat tarihinden hareket edilecek olursa bu sıralarda genç olduğu söylenebilir. Hz. Peygamber'i dinlemek için mescide gitmesi, onunla birlikte namaz kılması ve peşinden ayrılmaması hadis ilmî açısından önemli bir birikime sahip olmasını sağlamıştır. Halid, Ebu Sevr Müslim, Ebu Cafer ve Cübeyr adında dört oğlu olup, büyük oğlundan dolayı Ebu Halid künyesiyle tanındığı gibi Ebu Abdullah olarak da bilinir. Hz. Peygamber zamanındaki hâdiselerde adları fazla zikredilmeyen aile fertleri Sa'd b. Ebu Vakkas ile birlikte Medain fethine katıldılar ve daha sonra Kufe'ye yerleşerek yaşamlarını burada devam ettirdiler. Ömrünü hadis öğrenme ve öğretmeye adayan Cabir, Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervân döneminde 74 / 694 yılında Kufe'de vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. Hadis rivayetiyle meşhur olan Cabir, bizzat Hz. Peygamber'den (sav) birçok hadis işitip naklettiği gibi babası Semure'den, dayısı Sa'd b. Ebu Vakkâs'tan, Hz. Ömer'den ve Ebu Eyyub el-Ensarî'den de hadis nakletmiştir. Hz. Peygamber'in yanında yüz defadan fazla oturmuş; onunla birlikte sayısı bini aşan adette namaz kılmıştır. 146 hadis nakledilmiş ve nakilleri oğlu Halid, Şâ'bi, Simak b. Harb ez-Zühlî, Amir b. Sa'd b. Ebu Vakkâs, Temim b. Tarafe et-Tâî, Ebu İshak es-Sebiî, Husayn b. Abdurrahman, Ebu Bekir b. Ebu Musa ve Ebu Hâlid el-Vâlibî aracılığıyla hadis kaynaklarında yer aldı.

Sahabî 1
- 36
Medine, Mekke, Kufe, Basra, Habeşistan
1. Sıra (93) 2. Sıra (2)
Zübeyr b. Avvâm, milâdî 594 veya 595 yılında Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 100). Tam adı Ebû Abdillâh ez-Zübeyr b. el-Avvâm b. Huveylid b. Esed b. Abdüluzzâ b. Kusay el-Kureşî el-Esedî’dir (İbn Hacer, el-İsâbe fî temyîzi’s-sahâbe, III, 274). Babası, Hz. Hatice’nin kardeşi olan Avvâm b. Huveylid; annesi ise Hz. Peygamber’in halası Safiyye bint Abdülmuttalib’dir (Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf, I, 202). Bu nesep bağıyla Zübeyr’in soyu, Resûl-i Ekrem ile beşinci kuşakta Kusay b. Kilâb’da birleşmektedir (İbn Sa'd, Tabakât, III, 100). Zübeyr b. Avvâm, on altı yaşlarındayken Hz. Ebû Bekir’in davetiyle İslâmiyet’i kabul ederek bu dine giren ilk şahıslar arasında yer almıştır (İbn Hacer, el-İsâbe, III, 274-275). Müslüman olduğunu ilan etmesi üzerine amcası Nevfel b. Huveylid’in şiddetli işkencelerine maruz kalmış; bir hasıra sarılıp dumanla boğulmak istenmişse de inancından asla taviz vermemiştir (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, I, 122). İslâm uğruna ilk kılıç çeken kişi olma şerefine Mekke yıllarında erişen Zübeyr, Resûlullah’ın öldürüldüğüne dair asılsız bir haber alınca kılıcıyla sokağa fırlamış, yolda karşılaştığı Hz. Peygamber’den övgü ve özel dua almıştır (Hâkim, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, III, 406-407). Baskıların artmasıyla birlikte Habeşistan’a yapılan her iki hicrete de katılan Zübeyr, orada Necâşî’ye karşı çıkan bir isyanın bastırılmasında stratejik bir rol üstlenerek Müslümanların hamisine destek vermiştir (Belâzürî, Ensâb, I, 202). Medine’ye hicretin ardından Hz. Peygamber, Zübeyr b. Avvâm ile Seleme b. Selâme b. Vakş veya Abdullah b. Mes‘ûd arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurmuştur (İbn Sa'd, Tabakât, III, 102). Medine döneminde Hz. Peygamber’in en yakın askeri müşavirlerinden ve komutanlarından biri haline gelen Zübeyr, Bedir Gazvesi’ne katılan üç süvariden biridir. Uhud Gazvesi’nde müşrik ordusunun sancaktarlarını birer birer etkisiz hale getirirken, savaşın en kritik anlarında Hz. Peygamber’i koruyan mühim müdafiler içerisinde yer almıştır (Belâzürî, Ensâb, I, 334). Hendek Gazvesi sırasında Benî Kurayza yahudilerinin durumunu öğrenmek için tehlikeli bir keşif görevine gönüllü olunca Hz. Peygamber, “Her peygamberin bir havârisi vardır, benim havârim de Zübeyr’dir” buyurarak ondan övgüyle bahsetmiştir (# B004113 Buhari, Megâzî, 29). Mekke’nin fethinde ordunun sol kanadını kumanda eden Zübeyr, fethin bir nişanesi olarak Resûl-i Ekrem’in sancağını Hacûn bölgesine dikmiş ve şehirdeki direniş noktalarının kırılmasında öncü rol oynamıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir’e biat eden Zübeyr, irtidad hareketlerinin bastırılmasında ve Suriye fetihlerinde aktif görev almıştır. Yermük Savaşı’nda vücudunda derin izler bırakacak ağır yaralar almasına rağmen safını terk etmemiştir (Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-nübelâ, I, 52). Hz. Ömer döneminde danışmanlık vazifesini sürdüren Zübeyr, Mısır’ın fethi zorlaşınca Amr b. Âs’a destek amacıyla gönderilen birliğin komutanlığını üstlenmiştir. Mısır fethinin anahtarı sayılan Babilon Kalesi aylarca düşmeyince, Zübeyr beraberindeki birkaç kişiyle birlikte bizzat surlara tırmanmış; en tepede tekbir getirerek içerideki Bizans askerlerini kaleye sızıldığı yönünde dehşete düşürmüş ve bu hamlesiyle kale kapılarının açılarak fethin gerçekleşmesini sağlamıştır (Taberî, Târîh, IV, 108-110). Ayrıca Hz. Ömer, vefat etmeden önce kendisinden sonraki halifeyi seçecek olan altı kişilik şûra heyetine Zübeyr’i de dahil etmiştir. Hz. Osman döneminde ise fitne hareketlerine karşı halifeyi korumak için oğlu Abdullah’ı görevlendirmiş, halifenin şehâdetinden sonra adaletin tesisi konusundaki kararlı tutumunu sürdürmüştür (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, VII, 181). Zübeyr b. Avvâm’ın hayatı, İslâm tarihindeki en hüzünlü hadiselerden biri olan Cemel Vakâsı ile neticelenmiştir. Savaş meydanında Hz. Ali ile gerçekleştirdiği görüşmede, Resûlullah’ın geçmişte kendisine söylediği bir sözü hatırlaması üzerine çatışmadan çekilmeye karar vermiştir (Hâkim, Müstedrek, III, 413-414). Ancak geri çekilirken Vâdissibâ mevkii yakınlarında namaz kıldığı sırada Amr b. Cürmûz tarafından sinsice şehit edilmiştir. Onun vefatı Hz. Ali’yi derin bir üzüntüye boğmuş; Hz. Ali onun kılıcını görünce, "Bu kılıç defalarca Resûlullah'ın önündeki gam ve kederi dağıtmıştır" diyerek üzüntüsünü dile getirmiş ve katilini cehennemlik olarak nitelemiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 110-112). Hz. Peygamber ile çok uzun yıllar geçirmesine rağmen, yanlış aktarma korkusuyla sadece otuz sekiz hadis rivayet eden Zübeyr b. Avvâm (İbn Hazm, Cevâmiu’s-sîre, s. 39), cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olarak hicrî 36 (m. 656) yılında vefat etmiştir.

Sahabî
24 - 51
Medine, Mekke, Kufe
1. Sıra (101) 2. Sıra (1)
Saîd b. Zeyd, tam adıyla Ebü’l-A‘ver Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl el-Kureşî, milâdî 600 yılı civarında Mekke’de doğmuş, aşere-i mübeşşereden olan seçkin bir sahâbîdir. Soyu, Hz. Peygamber’in soyu ile Kâ‘b b. Lüey’de birleşir. Babası Zeyd b. Amr, İslâm öncesi dönemde putlara tapmayı reddeden Hanîf dinine mensup bir muvahhiddir. Saîd, çok genç yaşta İslâmiyet’i kabul ederek müslümanların on ikinci veya on üçüncüsü olmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 379). Hz. Ömer’in kız kardeşi Fâtıma ile evli olan Saîd, eniştesinin müslüman olmasında kilit rol oynamıştır. Medine’ye hicretinden sonra Hz. Peygamber tarafından Râfi‘ b. Mâlik (veya Übey b. Kâ‘b) ile kardeş ilan edilmiştir. Bedir Gazvesi öncesinde istihbarat toplamakla görevlendirildiği için savaşa fiilen katılamasa da ganimetten payı verilmiş ve cihad sevabı alacağı müjdelenmiştir (Hâkim, el-Müstedrek, III, 495). Uhud ve Hendek başta olmak üzere Hz. Peygamber’in bütün savaşlarında bulunan Saîd b. Zeyd, Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra da önemli askerî ve idarî sorumluluklar üstlenmiştir. Ecnâdeyn Savaşı’nda süvari, Fihl Muharebesi’nde ise piyade birliklerine kumanda etmiş; Yermük Savaşı ve Dımaşk’ın fethinde önemli roller oynamıştır. Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın kendisine teklif ettiği Dımaşk valiliğini, kabul etmemiştir (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 130). Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde ortaya çıkan fitne olaylarından uzak durarak Medine yakınındaki Akīk vadisindeki evine çekilmiş, ömrünün son yıllarını ziraatla uğraşarak geçirmiştir. 50 (670) veya 51 (671) yılında vefat eden Saîd’in techiz işleriyle Sa‘d b. Ebû Vakkas ilgilenmiş, cenaze namazını Abdullah b. Ömer kıldırmış ve Cennetü’l-bakî'ye defnedilmiştir (İbn Abdülber, el-İstîʿâb, II, 614). Saîd b. Zeyd’in hadis rivayetindeki konumu, aşere-i mübeşşere içinde müstesna bir yere sahiptir. Hz. Peygamber’den mükerrerleriyle birlikte kırk sekiz hadis nakletmiş olup, bu rivayetlerin otuzu Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde yer almaktadır (Müsned, I, 187-190). Hadis literatüründeki en meşhur rivayeti, cennetle müjdelenen on sahâbînin isimlerinin topluca zikredildiği "Aşere-i Mübeşşere Hadisi"dir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 381). Kendisinden Abdullah b. Ömer gibi sahâbîlerin yanı sıra Urve b. Zübeyr, Saîd b. Müseyyeb ve Muhammed b. Sîrîn gibi tâbiîn neslinin en büyük âlimleri hadis nakletmişlerdir (İbn Hacer, el-İsâbe, II, 104). Onun rivayetleri, hem sayıca kıymetli hem de içerik bakımından İslâm tarihinin erken dönemine ve sahâbe faziletine dair temel belgeler mahiyetindedir. Özellikle ashâba yönelik eleştirilere karşı duruşu ve bir sahâbînin Hz. Peygamber ile geçirdiği kısa bir anın dahi sonraki nesillerin ömür boyu yapacağı salih amellerden hayırlı olduğunu vurgulayan beyanları, hadis kültürü açısından büyük önem arz eder.

Sahabî
- 18
Medine, Mekke, Şam, Habeşistan
1. Sıra (21) 2. Sıra (1)
Ebû Ubeyde b. Cerrâh (r.a.), tam adıyla Ebû Ubeyde Âmir b. Abdillâh b. el-Cerrâh el-Fihrî el-Kureşî, hicretten kırk yıl önce (583) Mekke’de doğmuş, aşere-i mübeşşereden olan kumandan bir sahâbîdir. Soyu, Hz. Peygamber’in onuncu dedesi olan Fihr’de Resûlullah ile birleşir. Câhiliye devrinde Mekke’de okuma yazma bilen ender kişilerden biri olduğu için Kureyş nezdinde itibarlı bir yere sahip olan Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla İslâm’ın ilk günlerinde müslüman olmuştur (İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 409). İnancı uğruna ağır baskılara maruz kalarak 616 yılındaki İkinci Habeşistan hicretine katılmış, ardından Medine’ye hicret ederek Hz. Peygamber tarafından Sa‘d b. Muâz ile kardeş ilan edilmiştir. Bedir’den Mekke’nin fethine kadar tüm gazvelere iştirak eden Ebû Ubeyde, Uhud Gazvesi’nde Hz. Peygamber’in yüzüne batan miğfer parçalarını dişleriyle çıkarırken iki ön dişini kaybetmiş; İslâm ordusunun dağıldığı anlarda Resûlullah’ın yanından ayrılmayan sadık on dört kişiden biri olmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 410-412). Ebû Ubeyde’nin şahsiyetindeki en belirgin özellik, bizzat Hz. Peygamber tarafından "Ümmetin Emini" (Emînü’l-ümme) olarak nitelendirilmiş olmasıdır. Nitekim Necrânlılar kendilerine İslâm’ı öğretecek güvenilir bir muallim istediklerinde, Resûl-i Ekrem birçok sahâbînin bu göreve seçilmeyi arzu etmesine rağmen, "Size her bakımdan güvenilir birini göndereceğim" buyurarak Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı görevlendirmiştir (# B004381 Buhârî, Meğâzî, 72). Bu hadise, onun sadece askerî bir komutan değil, aynı zamanda toplum nezdinde sarsılmaz bir dürüstlük ve güven timsali olduğunu tescil etmiştir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir’in halifeliğini ilk destekleyenlerden olmuş ve devletin maliye işlerini yürütmüştür. Hz. Ömer devrinde Hâlid b. Velîd’in yerine Suriye orduları başkumandanlığına getirilmiş; Dımaşk, Humus, Antakya ve Kudüs gibi önemli şehirlerin fethini gerçekleştirmiştir. Hayatının sonuna kadar Suriye valisi olarak görev yapan Ebû Ubeyde'nin vefatı, 18 (639) yılında Suriye bölgesinde ortaya çıkan ve "Amvâs vebası" olarak bilinen büyük salgınla olmuştur. Hz. Ömer, onun bu salgından kurtulması için kendisini Medine'ye çağırmışsa da Ebû Ubeyde, "Müslümanların ordusuyla beraberim, onlara isabet eden bana da isabet etsin" diyerek ordusunun başından ayrılmayı reddetmiştir (İbn Sa’d, III, 413). Vebaya yakalanan Ebû Ubeyde, hastalığının ağırlaşması üzerine yerine Muâz b. Cebel’i vekil bırakmış ve Beysân’a bağlı Amtâ köyünde elli altı yaşında vefat etmiştir (Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ, I, 18). Cenaze namazı Muâz b. Cebel tarafından kıldırılmış ve kabri bugün Ürdün Vadisi’nde (Vâdilürdün), Gürülbilevne bölgesinde kendi adıyla anılan Ebû Ubeyde köyünde bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen ezberleyen sahâbîlerden biri olmasına rağmen, ömrü cephelerde geçtiği için Hz. Peygamber’den yalnızca on beş hadis rivayet etmiştir; bunlardan on ikisi Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde yer almaktadır (Müsned, I, 195-196). Hz. Ömer’in, sağ olsaydı kendisinden sonra devlet başkanı olarak bırakmak istediğini belirttiği Ebû Ubeyde; zühd, hayâ ve tevazu dolu şahsiyetiyle İslâm tarihinin en seçkin simalarından biri olmuştur. Hind bint Câbir’den Yezîd ve Umeyr adlarında iki oğlu olmuşsa da nesli devam etmemiştir (İbn Kuteybe, el-Maârif, 248).

Sahabî
- 32
Medine, Mekke, Şam, Rebeze
1. Sıra (675) 2. Sıra (1)
Künyesiyle meşhur olan Ebû Zer Cündeb b. Cünâde el-Gıfârî’nin kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte, İslâmiyet’i kabul ettiği dönemdeki yaşı ve kabile içindeki konumu dikkate alındığında, hicretten yaklaşık 40-50 yıl önce doğduğu tahmin edilmektedir. Baskın ve yağmacılığıyla bilinen Gıfâr kabilesine mensuptur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, IV, 219). Müslüman olmadan önce de putlara tapmayan ve hanîf inancına yakınlık duyan Ebû Zer, Mekke’de Hz. Peygamber’in davetini duyunca şehre giderek İslâmiyet’i kabul etmiştir. İslâm’ı kabul eden dördüncü veya beşinci kişi olduğu rivayet edilen Ebû Zer, ilk bedevî müslüman olarak bilinir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, IV, 223). Müslümanlığını Kâbe’nin yanında açıkça ilân ettiği için müşrikler tarafından şiddetli saldırılara uğramış, ancak Abbas b. Abdülmuttalib’in yardımıyla kurtulabilmiştir. Ebû Zer, Uhud veya Hendek Gazvesi’nden sonra Medine’ye hicret etmiştir. Mescid-i Nebevî’de kalarak sürekli Hz. Peygamber’in hizmetinde bulunmuş, Ashâb-ı Suffe ile birlikte vakit geçirmiştir. Suffe ehli akşam yemeklerinde farklı evlere dağıldığında, Ebû Zer bizzat Resûl-i Ekrem’in evine misafir olduğu bilinmektedir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, IV, 225). Hz. Peygamber, Ebû Zer’in devlet görevine talip olmamasını öğütlemiş, o da ömrü boyunca hiçbir resmi makamı kabul etmemiştir (Müslim, “İmâre”, 16-17). Mekke’nin fethinde ve Huneyn Gazvesi’nde kabilesinin sancağını taşımıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra ilk iki halifeye biat etmiş ve Suriye’deki fetih hareketlerine katılmıştır. Hz. Ömer döneminde Kudüs’ün ve Mısır’ın fethinde bizzat bulunmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, II, 336). Hz. Osman döneminde ise Anadolu ve Kıbrıs seferlerine iştirak etmiştir. Bu dönemde özellikle Şam’da, zenginlerin ve idarecilerin servet biriktirmesini (kenz) Kur’ân âyetlerine dayanarak sert bir şekilde eleştirmiştir. Bu görüşleri yoksul halk arasında büyük yankı uyandırınca Vali Muâviye ile arası açılmıştır. Durumun Hz. Osman’a bildirilmesi üzerine Medine’ye çağrılmış, ancak eleştirilerine burada da devam edince Rebeze’ye yerleşmesi uygun görülmüştür (İbn Sa‘d, et-Tabakât, IV, 227). Rebeze’de münzevi bir hayat süren Ebû Zer, yönetim aleyhtarlarının kendisine yaptığı liderlik tekliflerini reddederek onları halifeye bağlı kalmaya çağırmıştır. 32 (653) yılının Zilhicce ayında Rebeze’de vefat etmiştir. Cenaze namazını, o sırada oradan geçmekte olan Abdullah b. Mes‘ûd kıldırmıştır (İbn Sa‘d, et-Tabakât, IV, 230). Ebû Zer, Hz. Peygamber tarafından "gökkubbenin altındaki en doğru sözlü insan" olarak nitelendirilmiştir (İM000156 İbn Mâce, Sunne, 11). İlimde Abdullah b. Mes‘ûd’un dengi kabul edilen Ebû Zer, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde 281 hadis ile yer almaktadır. İstanbul’un Ayvansaray semtinde de ona nisbet edilen bir makam-kabir bulunmaktadır.