Maktû‘ (المقطوع)
Hadis usûlünde rivayetler, kaynağı (söyleyeni), sıhhati ve râvi sayısı gibi farklı özellikleri dikkate alınarak gruplandırılmıştır. Kaynağı bakımından rivayetler, kudsî, merfû‘, mevkûf ve maktû‘ olmak üzere dört kısma ayrılır. Hz. Peygamber’in Kur’an dışında Allah’a nisbet ederek aktardığı rivayetlere kudsî; Hz. Peygamber’e isnad edilen söz, fiil, takrir ve sıfatları içeren rivayetlere merfû; sahâbeye isnad edilen söz ve fiillere mevkûf; tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîne isnad edilen söz ve fiillere ise maktû hadis denir.
Sözlük ve Terim Anlamı
“Bir bütünü küçük parçalara ayırmak, kesmek, koparmak, delil ve burhan ile muhatabı ilzâm eylemek, susturmak” anlamlarına gelen kat‘ kökünden ism-i mef‘ûl olan maktû‘, terim olarak “sahâbeden sonraki nesil olan tâbiîn veya tebeu’t-tâbiînden birinin söz veya fiili”, “senedi tabiîye kadar uzanan, tâbiîde kalarak daha ileriye gidemeyen hadis” mânasında kullanılmaktadır. Ayrıca “haber” ve “eser” kavramları, tâbiûna nisbet edilen söz ve fiilleri de kapsamaktadır.
Muhaddisler, Hz. Peygamber’in, “Sizin en hayırlınız benim yaşadığım çağda yaşayanlarınız, sonra bunlardan sonra gelenler sonra da bunlardan sonra gelenlerdir.” B002651 mealindeki hadisi nedeniyle, övülen ilk üç nesli (sahâbe, tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn) diğer nesillerden farklı saymışlar ve onların sözlerini ve davranışlarını sıradan insanların söz ve davranışlarından ayrı olarak ele alıp özel bir değerlendirmeye tâbi tutmuşlardır. Nitekim tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn neslindeki âlimler ilmî hüviyetleri, ahlâkî üstünlükleri, ayrıca söz ve davranışları ile İslâm’ı temsil eden seçkin şahsiyetler olan tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn neslindeki âlimlerin söz, fetva ve hareketlerinin değerli görülmesi, maktû‘ kavramıyla anılan hadis çeşidinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Abdürrezzâk es-San‘ânî’nin el-Muṣannef’i, İbn Ebû Şeybe’nin el-Muṣannef’i, Tahâvî’nin Şerḥu meʿâni’l-âs̱âr’ı, İbn Ebû Hâtim’in Tefsîr’i ve İbn Cerîr et-Taberî’nin Câmiʿu’l-beyân’ı gibi kaynaklarda maktû hadislere sık bir şekilde rastlamak mümkündür. Maktû‘ terimini kullanmamakla birlikte Kütüb-i Sitte musannifleri de kitaplarında maktû rivayetlere farklı şekillerde yer vermişlerdir.
Maktû hadis isnad yönünden muttasıl veya münkatı‘ olabileceği gibi metninin durumuna ya da senedinde yer alan râvilerin adâlet ve zabtına göre sahih, hasen veya zayıf da olabilir. Sahih oluşu, Resûl-i Ekrem’den alındığını değil, kendisine nisbet edilen tâbiînin sözü kabul edildiğini gösterir.
Örnek
حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ أَيُّوبَ وَهِشَامٍ عَنْ مُحَمَّدٍ وَحَدَّثَنَا فُضَيْلٌ عَنْ هِشَامٍ قَالَ وَحَدَّثَنَا مَخْلَدُ بْنُ حُسَيْنٍ عَنْ هِشَامٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ قَالَ : إِنَّ هَذَا الْعِلْمَ دِينٌ فَانْظُرُوا عَمَّنْ تَأْخُذُونَ دِينَكُمْ.
Bize Hasan b. Rabî', ona Hammad b. Zeyd, ona Eyyüb ve Hişam, onlara Muhammed, ona Fudayl, ona Hişam, ona Mahled b. Hüseyin, ona Hişam, ona da Muhammed b. Sirin şöyle rivayet etmiştir: “Bu (hadis) ilmi, dindir! Dininizi kimden aldığınıza (iyi) bakın!” M000026
“كان مسروق يرخي الستر بينه وبين أهله ويقبل على صلاته ويخليهم ودنياهم / Mesrûk ev halkı ile arasına bir perde çekerek namaza durur, onları dünyalarıyla başbaşa bırakırdı” şeklindeki haber ise fiilî maktû hadise örnektir. (Bk. Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, II/96.)
Delil Olma Yönünden Maktu Hadis
Maktû hadisin dinî konularda genel anlamda bağlayıcı bir delil sayılmadığı söylenebilirse de araştırmalarda aktarılan bilgiler onların tamamen değersiz rivayetler olarak görülmediğini ortaya koymaktadır. Ebû Hanîfe’nin “Sahâbeden gelen görüşlere uyarız, tâbiûndan gelen görüşler karşısındaysa kendi görüşümüzü ortaya koyabiliriz.” ifadesinin öncesiyle beraber bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tâbiûn görüşlerinin asla delil olarak kullanılamayacağını değil, bu görüş ve uygulamaların “bağlayıcı” görülmediğini ifade ettiği belirtilmektedir. Nitekim Ebû Hanife ve çevresinin tâbiûn görüşüne verdiği önemin en açık görüldüğü yerler, İmam Muhammed ve Ebû Yusuf’un Âsâr’larıdır. Bu eserlerde İbrahim en-Nehaî başta olmak üzere tâbiûn görüşleri ağırlıklı yer tutmaktadır. İmam Muhammed’e ait el-Âsâr’da rivayet edilen tâbiûn görüşlerinin Ebû Hanife tarafından bazen kabul edilip bazen terkedilmiş olması, bu görüşlerin hüküm istinbatında başvuru mercii olarak kullanılmakla beraber bağlayıcı görülmediğini teyit etmektedir. Tâbiûn görüşlerinin delil değeri, Hanefî usûl literatüründe genellikle sahâbe kavli konusunun içinde veya onun hemen ardından ele alınmış; Hanefî âlimler tâbiûn görüşünün delil değerini bu tabakanın taklit edilip edilemeyeceği sorusu bağlamında incelemişlerdir. V./XI. asır sonrası Hanefî usûlünde tâbiûn arasında “sahâbenin yaşadığı dönemde fetva verenlerle vermeyenler” şeklinde bir ayrım yapılmıştır. Sahâbe devrinde fetva vermemiş olan tâbiûnun taklit edilemeyeceği hususunda herhangi bir ihtilaf yoktur. Sahâbe devrinde fetva vermiş tâbiûnun taklit edilmesi hakkında iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Özellikle müteahhir usûlcülerle birlikte tâbiûnun taklit edilemeyeceği görüşünün ağırlık kazandığı belirtilmektedir.
Şâfiî usûl literatüründe de tâbiûn görüşünün şer‘î bir delil olarak görülmemiştir. Nitekim İmam Şâfiî’nin tâbiûn görüşünün delil olamayacağını belirten sarih ifadeleri bulunmaktadır. Şâfiî, başka bir delilin bulunmadığı istisnâ durumlarda tâbiûn görüşlerine başvurmakla beraber, bu görüşleri bağlayıcı görmemiştir.
Ahmed b. Hanbel’e göre, hakkında Hz. Peygamber’den veya sahâbeden gelen rivayetin bulunduğu konularda tâbiûn görüşüne başvurulmaz. Hakkında yalnızca tâbiûna ait rivayetin bulunduğu az sayıdaki meselede ise tâbiûn görüşü bağlayıcılık ifade etmemekle beraber kabul edilebilir. Tâbiûn görüşünün delil değerine, Hanbelî usûl eserlerinde hem müstakil bir delil olup olmaması, hem de haber-i vâhidi tahsis ve tefsir etme kabiliyeti bakımından değinilmiştir. Usûl müellifleri tarafından yaygın olarak tercih edilen kanaate göre, tâbiûn görüşü hüccet değildir, dolayısıyla onunla herhangi bir rivayet tahsis ve tefsir edilemez.
Maktu Kavramının Ortaya Çıkışı ve Anlamları
Maktû terimini ilk defa, hadis terimlerinin henüz yerleşmediği II. (VIII.) yüzyılda İmam Şâfiî “isnadı muttasıl olmayan münkatı‘ hadis” [Bk. Munkatı‘] anlamında kullanmıştır. el-Humeydî, Taberânî ve Dârekutnî gibi bazı III (IX) ve IV. (X.) yüzyılların muhaddisleri bu konuda onu takip etmişlerdir.
Maktû‘ kavramını “tâbiînin sözü” mânasında ilk kullanan hadis usûlü âlimi, Hatîb el-Bağdâdî’dir. O, maktû hadisleri “isnadı tâbiînde kalan rivayetler” şeklinde tarif etmiş, İbnü’s-Salâh ise bu tanıma “söz ve fiiller” şeklinde iki açıklayıcı kayıt eklemiştir. İbnü’s-Salâh’ın tanımı, sonraki usûlcülerden Nevevî, İbn Kesîr ve Zafer Ahmed et-Tehânevî tarafından küçük lafız farklılıklarıyla muhafaza edilmiştir. İbn Hacer’in (ö. 852/1449), isnadı tâbiûndan sonraki herhangi bir tabakada kalan hadislere de maktû denebileceğini söylemesi ise maktû tanımına sonradan dahil edilen bir diğer unsurdur.
Maktû‘un tanımında merfû hadisin tanımından farklı olarak, “takrir”den bahsedilmediği görülmektedir. Tâbiûndan gelen söz ve fiillere takrirleri de ekleyen ilk müellifin, kavramı “tâbiûndan gelen söz, fiil ve takrirlerdir” şeklinde tanımlayan Tahir el-Cezâirî (ö. 1338/1920) olduğu ancak bu üçüncü unsurun, hadis usûlü müellifleri tarafından benimsendiği görülmektedir.
Maktû kavramı, yerleşik ıstılahî manasıyla hicrî beşinci asır gibi nispeten geç bir dönemde tanımlanmış olsa da, tâbiûn söz ve fiilleri başlangıçtan itibaren hadis edebiyatı içinde kendine yer bulmuş, bu söz ve fiillerin maktû adıyla tarif edilmesi ise belirli bir zaman geçtikten sonra hicrî V. asırda gerçekleşmiştir. Nitekim II./VII. asırda telif edilen rivayet kitapları maktû örnekleriyle doludur. Ayrıca maktû kavramına yer vermeyen Râmehürmüzî gibi usûl müelliflerinin eserleri de çok sayıda senedli tâbiûn sözü içermektedir.
Hadis ıstılahlarının istikrar kazanmasından sonra, maktû‘ yukarıda verilen terim anlamıyla, munkatı‘ ise Hz. Peygambere nisbet edilmekle birlikte isnadında inkıta bulunan hadisler manasına kullanılmıştır. Bu anlamda maktû terimi, senedin değil metnin sıfatıdır. İbn Hacer de maktû‘un metinle, münkati‘in senedle ilgili olduğuna dikkat çekmiştir.
Kaynaklar
Mehmet Efendioğlu, “Maktû”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 27/457-458.
Mustafa Macit Karagözoğlu, Maktû Hadis ve Delil Değeri (İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2007).
Abdullah Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü (İstanbul: İFAV Yayınları, 2016), “Maktû’”, 170.
Mücteba Uğur, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü (Ankara: TDV Yayınları, 2. Basım, 2018), “Maktu”, 209.
Ebû Nuʿaym Aḥmed b. ʿAbdillâh el-Eṣbehânî, Ḥilyetü’l-Evliyâʾ ve Ṭabaḳātü’l-Aṣfiyâʾ (Mısır: Maṭbaʿatü’s-Saʿâde, 1394/1974), 2/96.
Detaylı Bilgi İçin Bk.
Mustafa Macit Karagözoğlu, Maktû Hadis ve Delil Değeri (İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2007).
Ramazan Doğanay: “Hanefî Hadis Anlayışı Çerçevesinde Merfû-Maktû İlişkisi-Ebû Yûsuf’un Kitâbü’l-Âsâr’ı Özelinde-”. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi 9/3 (01 Eylül 2025): 1269-1294. https://doi.org/10.32711/tiad.1752629.
İlişkili Kavramlar
Kudsî, Merfû‘, Mevkûf, Haber, Eser, Munkatı‘