Meşhur ismi
Adı
Derecesi
Güvenirliliği
Doğum Yılı
Vefat Yılı
Yaşadığı
Yerler
Rivayetleri
Tabiîn
0 - 140
1. Sıra (2)
2. Sıra (2)
3. Sıra (144)
4. Sıra (13)
5. Sıra (2)
Tabiîn
0 - 0
1. Sıra (1)
2. Sıra (131)
3. Sıra (1)
Tabiîn
0 - 227
Medine
4. Sıra (4)
5. Sıra (16)
6. Sıra (10)
Tabiîn
108 - 183
Medine, Bağdat
1. Sıra (7)
2. Sıra (5)
3. Sıra (31)
4. Sıra (330)
5. Sıra (319)
6. Sıra (109)
7. Sıra (14)
Ashabdan Abdurrahman b. Avf'ın torunu olup 108/726 yılında Medine'de doğdu. Babası Sa'd, Medine'de kadılık yapan fakih ve muhaddis bir kimseydi. Annesi, Âmir b. Lüey’den Emetürrahmân’dı. İlk eğitimini aile çevresinden aldıktan sonra Medine ulemasının meclislerine katıldı. Yetişmesinde İbn Şihâb ez-Zührî'nin büyük katkısının yanında Sâlih b. Keysân, İbn İshak, Safvân b. Süleym, Hişâm b. Urve, Abdullah b. Muhammed b. Akil, Muhammed b. İkrime el-Mahzûmî’den ders aldı ve rivayette bulundu.
Hadis alanında ihtisas yapan İbrahim, yaşadığı asırda Medine'de en çok hadis bilen uzmanlardandı. Sadece İbn İshak'tan ahkama dair 17 bin hadis nakletti. Zehebi bu sayının tekrarlar sebebiyle bu kadar fazla olduğunu net sayının daha az olduğunu söylese de hadis hıfzında büyük bir dehaydı. Çok hadis rivayet eden sika ve güvenilir bir râvî idi. Rivayetleri Kütüb-i Sitte içerisinde bir hayli yekün tutmaktadır. Hadis konusunda sert bir adamdı.
Yahya b. Main, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Hâtim onu güvenilir kabul ederler. İbn Sa'd da sika olduğunu söyler ve bazen hata ettiğini ilave eder. Ud çalarak şarkı söylemeyi ve musiki dinlemeyi caiz gördüğünden eleştirilmiştir.
Birkaç evlilik yaptığı ve cariyelerinden de çocuk sahibi olduğu anlaşılan İbrahim b. Saʻd’ın çocukları şunlardır: Saʻd ve Muhammed, bu ikisinin annesi ümmü veleddir; İsmail, Annesi ümmü veleddir ve Yaʻkûb
Bir müddet Medine Kadılığı yaptı. Ömrünün sonlarına doğru Bağdat'a yerleşti ve halifenin yakın ilgisine mazhar oldu. Halife Hârunurreşid kendisine fikir sorar ve fetva isterdi. Irakta bulunmasını fırsat bilen birçok hadis talebesi ondan rivayetler aldılar. Bağdat'ta kaldığı sürede Beytülmâl emini olarak görev yaptı ve yetmiş beş yaşındayken 183/799 yılında vefat etti.
Tabiîn
0 - 100
Medine
1. Sıra (21)
2. Sıra (91)
3. Sıra (17)
Sahabî
- 32
Medine, Mekke, Habeşistan
1. Sıra (122)
2. Sıra (8)
Tam adı Ebû Muhammed Abdurrahmân b. Avf b. Abdiavf el-Kureşî ez-Zührî’dir. Fil Vakası’ndan yaklaşık on yıl sonra (581 civarı) Mekke’de doğmuştur. Câhiliye döneminde Abdüamr veya Abdülkâbe olan ismi, müslüman olduktan sonra bizzat Hz. Peygamber tarafından Abdurrahman olarak değiştirilmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 124). Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla İslam’ı kabul eden ilk sekiz kişiden biri olup, Mekke’deki zulüm nedeniyle önce Habeşistan’a, ardından Medine’ye hicret etmiştir. Medine’de Hz. Peygamber onunla Sa‘d b. Rebî‘ arasında kardeşlik bağı kurduğunda, Sa‘d’ın malının yarısını paylaşma teklifine karşılık, "Bana çarşının yolunu gösterin" diyerek ticari hayata atılmış ve kısa sürede büyük bir servet kazanmıştır (İbn Hişâm, es-Sîre, I, 251). Uhud Gazvesi’nde vücuduna yirmiden fazla yara alan ve ayağındaki sakatlık sebebiyle hayatı boyunca topal kalan Abdurrahman b. Avf, 6 (628) yılında Dûmetülcendel seriyyesinde kumandanlık yapmış; Tebük Seferi’nde kıldırdığı bir namaza Hz. Peygamber’in iştirak etmesiyle Resûlullah’a imamlık yapma şerefine ermiştir (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, III, 313).
Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde en yüksek düzey müsteşarlık görevlerini yürüten Abdurrahman b. Avf, özellikle Hz. Ömer’in şehadeti öncesi oluşturduğu altı kişilik hilâfet şûrasının en stratejik ismi olmuştur. Kendi adaylığından feragat ederek hakemliği üstlenmiş; üç gün boyunca Medine halkı, ordu kumandanları ve hatta dışarıdan gelen yolcularla teker teker görüşerek gerçekleştirdiği kapsamlı "kamuoyu yoklaması" neticesinde Hz. Osman’ı halife ilan etmiştir (İbn Kesîr, el-Bidâye, VII, 146). Cömertliğiyle tanınan ve bir defasında beş yüz deve yükü tutan kervanını bağışlayan Abdurrahman, 32 (652) yılında yetmiş beş yaşlarında Medine’de vefat etmiş, vasiyeti üzerine cenaze namazı Hz. Osman tarafından kıldırılarak Cennetü’l Bâki'ye defnedilmiştir (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 80).
Abdurrahman b. Avf, Hz. Peygamber’in en yakın ashabından biri olmasına rağmen, hata yapma ve hadislerin yanlış aktarılmasına sebebiyet verme endişesiyle rivayet konusunda son derece ihtiyatlı ve seçici davranmıştır (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 90). Buna karşın, toplumsal ve hukuki kriz anlarında bizzat Resûl-i Ekrem’den işittiği hadisleri naklederek fıkhî düğümleri çözen bir otorite kabul edilmiş; özellikle veba salgını olan bölgeye giriş-çıkış yasağı ve Mecûsîlerden cizye alınması gibi kritik meselelerde devlet politikasına yön veren rivayetler sunmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 134). Kendisinden Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer ve Enes b. Mâlik gibi ilim ehli sahâbîlerin yanı sıra birçok tâbiîn âlimi hadis nakletmiş; bizzat rivayet ettiği 65 hadis, başta Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’i olmak üzere temel hadis kaynaklarının erken dönem fazilet ve hukuk literatürü için asli dayanaklarından birini teşkil etmiştir (İbn Hacer, el-İsâbe, II, 403; Müsned, I, 190-195).
Sahabî
0 - 55
Medine, Mekke, Kufe, Irak
1. Sıra (568)
2. Sıra (12)
Sahabî
- 32
Medine, Mekke, Kufe, Habeşistan
1. Sıra (3808)
2. Sıra (13)
Mekke’de fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ebû Abdirrahmân Abdullâh b. Mes‘ûd b. Gâfil el-Hüzelî (İbn Ümmü Abd), gençlik yıllarında Ukbe b. Ebû Muayt’ın sürülerine çobanlık yaparken Hz. Peygamber ile tanışmış ve İslâmiyet’i kabul eden ilk altı kişiden biri olmuştur. Annesine nisbetle İbn Ümmü Abd olarak da anılan İbn Mes‘ûd, Müslüman olduktan sonra kendisini tamamen Resûlullah’ın özel hizmetine ve ilme adamıştır. Hz. Peygamber’in ayakkabılarını hazırlaması, yıkanırken perde tutması, yolda önünde yürümesi ve evine rahatça girip çıkabilmesi sebebiyle sahâbe arasında Peygamber hane halkından sanılacak kadar yakın bir konum kazanmıştır. Ahlâkı, mizaç ve yaşayışı bakımından Hz. Peygamber’e en çok benzeyen sahâbî olarak kabul edilen İbn Mes‘ûd, Mekke döneminde müşriklerin ağır baskılarına maruz kalmış; ancak korkusuzca hareket ederek Kâbe’de açıktan Kur’ân-ı Kerîm okuyan ilk sahâbî olma şerefini elde etmiştir. Önce Habeşistan’a, ardından Medine’ye hicret etmiş; Medine’de Mescid-i Nebevî’nin hemen yanında kendisine ve ailesine barınacak yer tahsis edilmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 342-344; Zehebî, A'lâmün-nübelâ, I, 461-500).
Hz. Peygamber dönemi askerî harekâtlarının tamamında yer alan Abdullah b. Mes‘ûd, Bedir Gazvesi’nde keşif kolında görev üstlenmiş ve savaşın sonunda ağır yaralı haldeki Ebû Cehil’i etkisiz hale getirmiştir. Hz. Peygamber, “Ümmetin Firavunu” olarak tanımladığı Ebû Cehil’in öldürülmesinden dolayı Allah’a hamdetmiş ve onun kılıcını İbn Mes‘ûd’a vermiştir. Uhud Gazvesi’nde yaşanan panik anında da Resûlullah’ın yanından ayrılmayan az sayıdaki muhafız arasında bulunmuştur. Hz. Peygamber’in vefatından sonra ridde olaylarında Medine’nin savunulmasında görev almış; Hz. Ömer döneminde ise Kûfe kadılığı ve beytülmâl idaresi görevine tayin edilmiştir. Kûfe’deki resmî ve idarî vazifesini uzun yıllar başarıyla sürdüren İbn Mes‘ûd, idarî yetkinliği ve adil tutumuyla halifelerin güvenini kazanmıştır (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 342-344).
Abdullah b. Mes‘ûd’un İslâm ilim tarihindeki asıl büyüklüğü, Kûfe’de başlattığı ilmî faaliyetlerde ve yetiştirdiği talebelerde yatmaktadır. Sesi son derece güzel olan ve yetmişten fazla sûreyi doğrudan Hz. Peygamber’den öğrenen İbn Mes‘ûd, Kur’an hıfzı, kıraati ve tefsiri alanında sahâbenin en önde gelen otoritelerinden biri olmuştur. Irak tefsir ve fıkıh mektebinin (Ehl-i re’y) temellerini atarak nassın bulunmadığı meselelerde re’y ve kıyasa başvurma metodolojisini geliştirmiştir. Hadis naklinde gösterdiği olağanüstü titizlikle bilinen İbn Mes‘ûd, Hz. Peygamber’den 800'den fazla hadis rivayet etmiş; rivayetleri Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim başta olmak üzere temel hadis külliyatında geniş yer bulmuştur. Alkame b. Kays, Esved b. Yezîd, Mesrûk b. Ecda ve Abîde es-Selmânî gibi dev talebeler yetiştirerek kendisinden sonraki Kûfe ilim halkasını ve nihayetinde Ebû Hanîfe ile sistemleşecek olan Hanefî mezhebinin fikrî altyapısını oluşturmuştur (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 342-344).
Hayatının son yıllarında Kûfe’deki görevinden ayrılarak Medine’ye dönen Abdullah b. Mes‘ûd, ibadet ve talebe yetiştirme faaliyetlerine Medine’de devam etmiştir. Yaşayışı, mütevazı şahsiyeti, sade giyimi ve güzel kokulara olan düşkünlüğüyle tanınan bu ulu sahâbî, hicrî 32 (652-53) yılında altmış yaşını geçmiş olarak Medine’de vefat etmiş ve Cennetü’l-Bakî Mezarlığı’na defnedilmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 342-344; Zehebî, A'lâmün-nübelâ, I, 461-500).
Sahabî
- 37
Medine, Mekke, Kufe, Habeşistan
1. Sıra (231)
2. Sıra (1)
Tam adı Ammâr b. Yâsir b. Âmir el-Ansî’dir. Hicretten yaklaşık elli yedi yıl önce Mekke’de doğduğu tahmin edilmektedir. Yemenli olan babası Yâsir, kaybolan kardeşini aramak için geldiği Mekke’de Benî Mahzûm kabilesinden Ebû Huzeyfe’nin himayesine girmiş ve onun Sümeyye adlı câriyesiyle evlenmiştir (İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 246). Ammâr, Hz. Peygamber’in Dârülerkam’da bulunduğu sırada müslümanlığı kabul eden ilk yedi kişiden biridir (Belâzürî, Ensâb, I, 156). Onun yönlendirmesiyle annesi Sümeyye, babası Yâsir ve kardeşi Abdullah da İslâm’a girmiştir. Mekke’de kendilerini koruyacak bir kabilesi bulunmayan Yâsir ailesi, müşriklerin ağır işkencelerine maruz kalmıştır. Annesi Sümeyye bt. Habbât, Ebû Cehil tarafından şehid edilerek İslâm tarihindeki ilk kadın şehid olmuş; babası Yâsir de aynı gün işkenceler altında can vermiştir (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, IV, 43).
Ammâr, müşriklerin dayanılmaz baskıları altında canını kurtarabilmek için diliyle istemediği sözleri sarf etmek zorunda kalmış, ardından ağlayarak Hz. Peygamber’in yanına gidip kalbindeki imanın sarsılmadığını beyan etmiştir. Resûl-i Ekrem’in onun samimiyetini tasdik etmesi ve Nahl sûresinin 106. ayetinin bu hadise üzerine nâzil olmasıyla, kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında kalanların sorumlu tutulmayacağı hükmü İslâm hukukuna girmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 249). Hicretten sonra Hz. Peygamber onunla Huzeyfe b. Yemân arasında kardeşlik bağı kurmuştur. Mescid-i Nebevî’nin inşasında gösterdiği fedakârlık üzerine Resûlullah, onun başını okşayarak "azgın bir topluluk" tarafından şehid edileceği haberini vermiştir (# B002812 Buhari, Cihad, 17). Hz. Ebû Bekir devrinde Yemâme Savaşı’nda bir kulağını kaybetmesine rağmen savaşmaya devam etmiş (İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 253); Hz. Ömer devrinde ise Kûfe valiliği görevini yürütmüştür (İbn Kuteybe, el-Maârif, 256). Hz. Osman dönemindeki bazı icraatlara karşı çıkan Ammâr, Hz. Ali’nin hilafetiyle birlikte onun en yakın destekçilerinden biri olmuş, Cemel ve Sıffîn savaşlarında kumandanlık yapmıştır. 37 / 657 yılında Sıffîn’de doksan üç yaşında şehid edilmiş ve Hz. Ali tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından oraya defnedilmiştir (Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ, I, 420).
Ammâr b. Yâsir, ömrünün büyük kısmını askerî ve idarî görevlerde geçirmesine rağmen, bizzat yaşadığı nebevî uygulamaları sonraki nesillere aktararak İslâm hukukuna önemli katkılarda bulunmuştur. Başta teyemmümün hükmü ve amellerin fazileti olmak üzere toplam 62 hadis rivayet etmiş; özellikle Hz. Ömer dönemindeki fıkhî ihtilaflarda, hafızasındaki canlı sünnet uygulamalarını referans göstererek güçlü bir otorite oluşturmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 262). Rivayetlerindeki titizliği sayesinde kendisinden hadis nakledenler arasında Abdullah b. Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ve Câbir b. Abdullah gibi seçkin sahâbîlerin yanı sıra; Alkame b. Kays, Zirr b. Hubeyş, Ebû İshak es-Sebîî ve Saîd b. Cübeyr gibi tâbiîn tabakasının en önde gelen müctehid âlimleri yer almıştır (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 429; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 512).
Sahabî
- 38
Medine, Mekke, Musul, Rum
1. Sıra (85)
2. Sıra (2)